Baba Tahir
Gürcan Banger
1900 yılında (Rumi 1315’te) İstanbul’un şebeke suyunu yöneten imtiyazlı Fransız şirketinin (Dersaadet Anonim Su Şirketi’nin) başına yeni bir Fransız genel müdür atanır. Genel müdürün Padişah II. Abdülhamit’e takdimi sırasında İzzet Paşa Konağı’nda bir yangın çıkar ve tanıştırma töreni ertelenir. Yeni genel müdür, bu durumdan ‘vazife’ çıkarır ve yangına karşı da kullanılabilecek yeni su şebekesi konusunda proje fikirleri üretmeye başlar.
1874’te kurulmuş ve Terkos Gölü’nden getirilen basınçlı suyu İstanbul’a 1885’te vermeye başlamış olan su şirketinin merkezi Galata’dadır. Taze genel müdür, şirkete gider gitmez, İstanbul’a yeni gelmenin verdiği heyecan ve titizlikle kendisinden önceki döneme ait gelir – gider hesaplarını incelemek üzere defterlerin getirilmesi için başmuhasebeciye talimat verir. Memur maaş bordrosunda diğer personelden daha yüksek maaş alan Baba Tahir isimli bir kişi dikkatini çeker. Bu durumu muhasebeciye soran yeni genel müdür, bu kişinin Malûmat isimli bir küçük İstanbul gazetesinin sahibi olduğunu ve şirketle ilgili olumlu haberler yazması için bir altın ederindeki bu maaşın kendisine bağlandığını öğrenir. Bu durumu müsriflik ve gereksiz gider olarak algılayan genel müdür, derhal bu maaşın kesilmesi talimatını verir. Bu tasarruf talimatını verdikten sonra ise o günkü yangının heyecanıyla Cibali, Hocapaşa ve Gedikpaşa havalisinde, Padişah’ın desteği ile yapmayı hayal ettiği yeni şebeke projesini şekillendirme çabasına girer.
Sonraki günlerden birinde Malûmat Gazetesi’nin başyazarı olan Baba Tahir, maaşını almaya gidip de kesilmiş olduğunu öğrenince sakinliğini bozmadan Bab-ı Ali’deki yazıhanesine döner. Daktilosunu alarak bir sonraki sayı için bir yazı kaleme almaya başlar.
Ertesi gün Genel Müdür makamında çalışırken kızgın bir kalabalığın şirketin önündeki bağırışları ile irkilir. Sonunda sorunun, Malûmat Gazetesi’nde yer alan bir haberden kaynaklandığı anlaşılır. “Terkos Gölü’ne Bir Domuz Düştü” başlıklı haber özetle şöyledir: “Domuz avcıları, Istranca Dağı eteklerinde avlanırken rastladıkları bir yaban domuzuna ateş etmişler; yaralanan ama kaçan domuz Terkos Gölü’ne düşüp boğularak ölmüştür.” Bu durum, Müslüman İstanbul için bir felakettir. İstanbul halkı, içine domuz düşmüş su ile ne abdest almak ister, ne de yıkanmak… Fransız su şirketi için ise bu nahoş durum, su müşterilerini kaybetmek yanında çiçeği burnunda genel müdürün yeni şebeke projesinin de iptal olması anlamına gelmektedir.
Kendince “hatasının” farkına varan genel müdür, Baba Tahir’in maaşının yeniden bağlanmasını teklif etse de; Baba Tahir ancak 4 altın maaşa razı edilebilir. Bir diğer rivayete göre; kalbinin kırılmasının diyeti olarak Baba Tahir’in 600 altına razı olduğu söylenir. Anlaşmanın sağlanmasının ardından Baba Tahir, ertesi gün yayınlanan gazetesinde şunları yazar: “Yaptığımız araştırmada bir yanlışlık yapılmış olduğu saptanmış, vurulan domuzun göle varmadan bir kenarda telef olduğu anlaşılmıştır. Halkımızın gözü aydın olsun; Terkos suyunu gönül rahatlığı ile kullanabilirler.”
Bu örnek, Baba Tahir’in ne ilk ne de son vukuatıdır. Aynı zamanda Abdülhamit döneminin jurnalcilerinden olan Baba Tahir, sürgüne gönderildiği Fizan’da ölür. Kendisinden nefret edenlerin topladığı parayla yapılan mezarında “Ne kendi etti rahat / Ne âleme verdi huzur / Yıkıldı gitti cihandan / Dayansın ehl-i kubûr” yazılı olduğu söylenir. Kıssadan hisse…
Biraz Daha “Baba Tahir”
Yukarıda 1900’de İstanbul’un şebeke suyunu sağlayan Fransız şirketinden, Malûmat isimli gazetesinde “Terkos Gölü’ne bir domuz düşüp boğuldu” diye yazıp şantajla para alan Baba Tahir’den söz etmiştim. Baba Tahir namıyla bilinen gazeteci, şantajla parayı aldıktan sonraki gün gazetede “Dünkü nüshamızdaki haberi düzeltiyoruz. Yaptığımız araştırma sonucunda Terkos Gölü’nde boğulan domuz haberinin doğru olmadığını öğrendik” şeklinde yazmıştı.
Rivayetler, Baba Tahir’in tek vukuatının bu olmadığını göstermektedir. İstanbul’un sonradan görme zenginlerine Avrupa kraliyet ailelerinin sahte nişan ve madalyalarını yüksek ücretlerle sattığı söylenir. Öyle ki; padişahın damadına da alavare dalavere yapmaya kalkınca Fizan’a sürülmüştür. (Çoğunlukla yanlış olarak Arabistan’da bir bölge sanılan Fizan, Libya’yı oluşturan üç bölgeden biridir. Fizan Çölü bu bölgede yer alır.)
Bir diğer söylenti, 1899 yılında Mısır’da Kanun-u Esasi isimli gazetede Baba Tahir hakkında şu satırların yazıldığıdır: “Sultan Abdülhamit’in tercüman-ı efkârı ve avenesinin de naşir-i asarı olmakla pek ziyade ehemmiyeti bulunmak şüphesiz olan Malûmat Gazetesi başmuharriri Baba Tahir’in şimdiki yeni vazifesi Yıldız Sarayı ile hükümet daireleri arasında simsarlıktır. Matbaası zan olunan yer, geniş iş idarehanesidir. Bunu gazetesiyle kendisi ilan ediyor. Baba Tahir, bütün hükümet dairelerinde sürüncemede kalmış olan büyük küçük her işin takibini üstüne alır, hem de hakkından gelir. Çünkü Sarayla işini uydurmuştur. Bunu bilmeyen de kalmamıştır. Bu vehicle hesapsız para kazanıyor. Fakat büyük kısmını Saraydakilerle paylaşıyor. …”
1 Ağustos 1952’de Hafta Dergisi’nde Münir Süleyman Çapanoğlu’nun yazdığına göre; “Baba Tahir sabahlı, akşamlı, haftalık günlük ‘İrtika’ ve ‘Malûmat’ adlı iki gazete ve mecmua çıkarıyordu.” Bu yayınlar eski edebiyattan yana olan muhafazakâr kesimleri çevresine toplar. Gazetede yazdığı yazılarla 1896-1901 yılları arasında yayın yapmış olan Servet-i Fünun Dergisi’nin başına bela olur. Bu şantajcı ve jurnalci gazeteci, saldırıları ile derginin Padişah Abdülhamit tarafından kapatılmasına yol yordam hazırlar.
Baba Tahir, Servet-i Fünun’un Hüseyin Cahit’in yöneticiliği döneminde yayınlanan bir çeviri nedeniyle soruşturmaya uğramasını sağlar. 3 Ekim 1901’de dergide ‘Edebiyat ve Hukuk’ başlıklı çeviri yazının yayınlanması üzerine Baba Tahir, gazetesinde büyük yaygara koparmış ve dönemin sansürü tarafından Servet-i Fünun’un kapanmasını sağlamıştır.
Yabancı bir sözcük olan ‘advertoryal’, yayımcılıkta gazete ve dergilerin özel reklâm sayfalarında bir reklâmın çevresindeki yazı demektir. Bir haber veya makale gibi görünmekle birlikte, gerçekte bedeli ödenerek yapılmış bir tür saklı reklâmdır. Bu zihniyeti, geçmiş edebiyatımızda kullanan pek çok anlı şanlı yazarımız olagelmiştir. Ülkenin roman ve öykü ile yeni tanıştığı yıllarda bazı yazarlar, hikâyelerinin belli bölümlerinde o sıralar piyasada pazarlanmakta olan krem, kolonya ve sabun gibi ürünlerin gizili reklâmını yapmışlar ve bu fedakârlıkları karşılığında “hak ettikleri” ödemeyi almışlardır.
Kamu yöneticilerini, zenginleri, ünlüleri, şehir ayanını ve siyasetçileri, gazetelerinde tehditle korkutmaya ve bundan çıkar sağlamaya çalışan yazar-çizer-söyler takımı her dönemde olmuştur. Para hırsı, toplumca tanınan kişilerin bazen övülüp göklere çıkarılmasına, kimi zaman ise fütursuzca yerilip karalanmasına vesile olmuştur.
Yukarıda adını andığım, Bab-ı Ali’nin eskilerinden Münir Süleyman Çapanoğlu’nun şantajcı / reklamcı yazar avenesi hakkında yazdığı 1952 tarihli sözleri ile bitireyim: “Bunları yapanlar, bu muharrirler kimdir? Basın tarihini aydınlatmak bakımından isimlerini vermek lazımdı. Fakat ismine ve akrabalarına saygı göstermek vazifemizdir. Bunların yaşayan, aramızda mensupları olduğunu düşünerek adlarını yazmadık.”
Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ocak 2011 Cuma
Baba Tahir
Etiketler:
Baba Tahir,
Basın,
Dersaadet Anonim Su Şirketi,
Gazete,
Gazeteci,
Gürcan Banger,
Köşe yazarı,
Medya,
Muharrir
7 Aralık 2010 Salı
Medya Nereye?
Medya Nereye?
Gürcan Banger
Günlük dilde gazete, dergi, TV ve radyo kanalı ya da İnternet kaynakları gibi ortamlara kısaca medya ismini veriyoruz. Teknolojideki değişimlerle birlikte medya da değişime ve çeşitlenmeye uğruyor. Bazı türler etkilerini yitirirken başkaları mesahı iletmekte daha başarılı olmaya başlıyor.
Medya, topluma haber, bilgi veya tanıtım mesajı iletir. Kalıcılığını ve sürdürülebilirliğini ise reklam karşılığı elde ettiği gelirden sağlar. Medyaya gelen reklamların kaynağı ise büyük ölçüde firmaların satış ve pazarlama bölümleridir. Firmalarda bu tür ayrılmış departmanlar bulunmasa bile; medyaya yayınlanmak üzere ulaşan reklamlar arka planında satış ve pazarlama güdüleri bulunur.
20’nci yüzyılın son çeyreğinden başlayarak iş dünyası ve buna bağlı iş kültüründe ciddi değişim ve dönüşümler oluştu. Sanayi dönemlerinin gözbebeği üretimin yerini giderek pazarlama ve satış almaya başladı. Bunda kaliteli üretimi kolaylaştıran teknolojilerin gelişimi ve bunların değişik ekonomiler tarafından edinilmesi başrolü oynadı. Üretim bollaşırken adeta müşteri kıtlaştı. Bir başka deyişle; başta İnternet olmak üzere gelişen iletişim ortama insanların seçebilecekleri mal ve hizmetler konusunda daha bilgili olmalarını sağladı. Müşteriler ihtiyaçlarını karşılamak üzere nitelik, kalite, fiyat ve erişim konusunda daha güçlü hale geldiler.
Üretimin güçlü olduğu (mal ve hizmetin az, müşterinin çok olduğu) kitlesel üretim dönemlerinde reklam yapmak üzere yararlanılan medya organları arasında gazete ve TV kanalları sıra başı idiler. Ama müşterinin kıtlaştığı, insanların daha seçici hale geldiği ve rekabetin sertleştiği yeni iş koşullarında reklamın daha etkin olduğu medya organları da değişmeye başladı. Kitlesel üretimin yerini daha küçük partiler halinde yapılan esnek üretimin almasıyla niş (kovuk) pazarlar önem kazandı. Böylece bu pazarlara ve müşterilere hitap edebilecek medya türleri de öne çıktı, çıkmaya devam ediyor.
Toplum olarak çok fazla içe dönüğüz. Bu nedenle ekonomik, sosyal, kültürel veya da siyasal değişim ve dönüşümü görmekte zorlandığımız zamanlar oluyor. Ama özellikle küresel boyutta medyaya göz attığımızda şu yönelimleri gözlüyoruz. Birincisi; gazetelerin tirajları düşüyor. Olağandışı bir gelişme olmadığı sürece düşmeye de devam edecek. Tiraj düşüşünün ana nedenlerinden birisi özellikle genç insanlar arasında gazete okuma alışkanlığının ağırlık ve önemini yitirmesi…
İkincisi; giderek artan TV kanlarlı sayısı ile birlikte TV’nin reklam, tanıtım ve iletişim alanlarındaki etkisi giderek azalıyor. TV’nin etki yitirmesine neden olan bazı kaynak nedenler var. Örneğin daha dar alanda veya daha seçilmiş gruplara hitap eden TV kanalı sayısı artıyor. İnsanlar TV’den elde edecekleri mesajı, her geçen gün daha fazla oranda İnternet’ten sağlamaya çalışıyorlar. TV reklamlarını (tek TV kanalı olduğu zamanlardaki gibi) izleyen mi kaldı? Reklamların (satışçı, pazarlamacı ve reklamcıların çabalarını bir tuşla silecek biçimde) zaplanması sıradan ve gerekli bir eylem haline geldi.
Radyonun insanlığın kullanılması, TV’ye oranla çok daha eskilere dayanıyor. TV’nin yaygınlaşmaya başladığı yıllarda TV’nin radyoyu demode ettiği fikri yaygınlaşmıştı. Şimdiler de ise radyonun yeniden yükselmeye başladığını görüyoruz. Özellikle insanların zamanlarının önemli bir bölümünün trafikte geçmeye başlaması ile ile birlikte radyo bir kez daha ön plana çıktı. Muhtemelen uzunca bir süre için radyonun bu yükselişi devam edecek. Bu nedenle medya yatırımcılarının ve satış – pazarlama departmanlarının önümüzdeki dönemde radyoya daha fazla ilgi duymaları beklenen bir gelişmedir.
Gazeteler okunma, tiraj ve etki olarak geri giderken öne çıkan medya türlerinden bir başkasının dergiler olduğunu görüyoruz. Bunun ana nedeni, dergilerin özel ilgi konularına ve niş (kovuk) pazarlara kolayca yönelebilmesidir. Bu nedenle dergi sayı ve çeşitlemesinin artması beklenir.
İnternet’i bir iletişim ortamı olarak dikkatle izlemek gerekir. Bir dönem yükselen İnternet şirketleri, yaratılan aşırı şişkinlikten ve o dönemde yeterli reklam geliri bulunmayışından dolayı iflas etmişlerdi. Şimdilerde ise İnternet’in tekrar yükseldiğini ve hızla etki alanının büyüdüğünü gözlüyoruz. Örneğin Google, kullanıcılara bedava hizmet vererek ama büyük kullanıcı kitlelerinin varlığı ile reklam yaparak yeni iş modellerinden birisi olarak parlıyor. Her yaşa ve her sosyal katmana hitap edebilme özelliği ile önümüzdeki dönemin en önemli medya organlarından birisi İnternet olmaya devam edecektir.
Son olarak; ‘billboard’ gibi yabancı sözcüklerle tanıdığımız ilan tahtalarının (ilan panolarının) mesaj verme alanındaki etkisinin giderek arttığını gözlüyoruz. Yalnız burada ince bir nokta var. İlan panolarının etkisi, büyük ölçüde trafiğin aktığı yollar üzerinde olması ve trafik yoğunluğunun bu panoları okumak için gerekli zamanı vermesi ile ilintili. Dolayısıyla firmalar ya da mesaj iletmek isteyen kişi ve kuruluşlar bu özelliğe dikkat ederek ilan panolarını çok daha etkili olarak kullanabilirler.
İşin özüne gelince… Her türden medya organlarının sahip ve yöneticilerinin şapkayı önlerine koyarak düşünme zamanları geldi, geçiyor. Dünyadaki ve ülkedeki değişimi doğru kavrayarak doğru stratejiler, gelecek planları ve programları üretmeleri gerekiyor. Artık medya işleyişinin, TV’de kuşak doldurmanın veya gazetede sayfa kurgulamanın aceleciliğini akılcı yaklaşımlarla geride bırakmış olması gerekiyor.
Duygu Güncesi *** YENi ***
Facebook'ta izle
Twitter'da izle
Gürcan Banger
Günlük dilde gazete, dergi, TV ve radyo kanalı ya da İnternet kaynakları gibi ortamlara kısaca medya ismini veriyoruz. Teknolojideki değişimlerle birlikte medya da değişime ve çeşitlenmeye uğruyor. Bazı türler etkilerini yitirirken başkaları mesahı iletmekte daha başarılı olmaya başlıyor.
Medya, topluma haber, bilgi veya tanıtım mesajı iletir. Kalıcılığını ve sürdürülebilirliğini ise reklam karşılığı elde ettiği gelirden sağlar. Medyaya gelen reklamların kaynağı ise büyük ölçüde firmaların satış ve pazarlama bölümleridir. Firmalarda bu tür ayrılmış departmanlar bulunmasa bile; medyaya yayınlanmak üzere ulaşan reklamlar arka planında satış ve pazarlama güdüleri bulunur.
20’nci yüzyılın son çeyreğinden başlayarak iş dünyası ve buna bağlı iş kültüründe ciddi değişim ve dönüşümler oluştu. Sanayi dönemlerinin gözbebeği üretimin yerini giderek pazarlama ve satış almaya başladı. Bunda kaliteli üretimi kolaylaştıran teknolojilerin gelişimi ve bunların değişik ekonomiler tarafından edinilmesi başrolü oynadı. Üretim bollaşırken adeta müşteri kıtlaştı. Bir başka deyişle; başta İnternet olmak üzere gelişen iletişim ortama insanların seçebilecekleri mal ve hizmetler konusunda daha bilgili olmalarını sağladı. Müşteriler ihtiyaçlarını karşılamak üzere nitelik, kalite, fiyat ve erişim konusunda daha güçlü hale geldiler.
Üretimin güçlü olduğu (mal ve hizmetin az, müşterinin çok olduğu) kitlesel üretim dönemlerinde reklam yapmak üzere yararlanılan medya organları arasında gazete ve TV kanalları sıra başı idiler. Ama müşterinin kıtlaştığı, insanların daha seçici hale geldiği ve rekabetin sertleştiği yeni iş koşullarında reklamın daha etkin olduğu medya organları da değişmeye başladı. Kitlesel üretimin yerini daha küçük partiler halinde yapılan esnek üretimin almasıyla niş (kovuk) pazarlar önem kazandı. Böylece bu pazarlara ve müşterilere hitap edebilecek medya türleri de öne çıktı, çıkmaya devam ediyor.
Toplum olarak çok fazla içe dönüğüz. Bu nedenle ekonomik, sosyal, kültürel veya da siyasal değişim ve dönüşümü görmekte zorlandığımız zamanlar oluyor. Ama özellikle küresel boyutta medyaya göz attığımızda şu yönelimleri gözlüyoruz. Birincisi; gazetelerin tirajları düşüyor. Olağandışı bir gelişme olmadığı sürece düşmeye de devam edecek. Tiraj düşüşünün ana nedenlerinden birisi özellikle genç insanlar arasında gazete okuma alışkanlığının ağırlık ve önemini yitirmesi…
İkincisi; giderek artan TV kanlarlı sayısı ile birlikte TV’nin reklam, tanıtım ve iletişim alanlarındaki etkisi giderek azalıyor. TV’nin etki yitirmesine neden olan bazı kaynak nedenler var. Örneğin daha dar alanda veya daha seçilmiş gruplara hitap eden TV kanalı sayısı artıyor. İnsanlar TV’den elde edecekleri mesajı, her geçen gün daha fazla oranda İnternet’ten sağlamaya çalışıyorlar. TV reklamlarını (tek TV kanalı olduğu zamanlardaki gibi) izleyen mi kaldı? Reklamların (satışçı, pazarlamacı ve reklamcıların çabalarını bir tuşla silecek biçimde) zaplanması sıradan ve gerekli bir eylem haline geldi.
Radyonun insanlığın kullanılması, TV’ye oranla çok daha eskilere dayanıyor. TV’nin yaygınlaşmaya başladığı yıllarda TV’nin radyoyu demode ettiği fikri yaygınlaşmıştı. Şimdiler de ise radyonun yeniden yükselmeye başladığını görüyoruz. Özellikle insanların zamanlarının önemli bir bölümünün trafikte geçmeye başlaması ile ile birlikte radyo bir kez daha ön plana çıktı. Muhtemelen uzunca bir süre için radyonun bu yükselişi devam edecek. Bu nedenle medya yatırımcılarının ve satış – pazarlama departmanlarının önümüzdeki dönemde radyoya daha fazla ilgi duymaları beklenen bir gelişmedir.
Gazeteler okunma, tiraj ve etki olarak geri giderken öne çıkan medya türlerinden bir başkasının dergiler olduğunu görüyoruz. Bunun ana nedeni, dergilerin özel ilgi konularına ve niş (kovuk) pazarlara kolayca yönelebilmesidir. Bu nedenle dergi sayı ve çeşitlemesinin artması beklenir.
İnternet’i bir iletişim ortamı olarak dikkatle izlemek gerekir. Bir dönem yükselen İnternet şirketleri, yaratılan aşırı şişkinlikten ve o dönemde yeterli reklam geliri bulunmayışından dolayı iflas etmişlerdi. Şimdilerde ise İnternet’in tekrar yükseldiğini ve hızla etki alanının büyüdüğünü gözlüyoruz. Örneğin Google, kullanıcılara bedava hizmet vererek ama büyük kullanıcı kitlelerinin varlığı ile reklam yaparak yeni iş modellerinden birisi olarak parlıyor. Her yaşa ve her sosyal katmana hitap edebilme özelliği ile önümüzdeki dönemin en önemli medya organlarından birisi İnternet olmaya devam edecektir.
Son olarak; ‘billboard’ gibi yabancı sözcüklerle tanıdığımız ilan tahtalarının (ilan panolarının) mesaj verme alanındaki etkisinin giderek arttığını gözlüyoruz. Yalnız burada ince bir nokta var. İlan panolarının etkisi, büyük ölçüde trafiğin aktığı yollar üzerinde olması ve trafik yoğunluğunun bu panoları okumak için gerekli zamanı vermesi ile ilintili. Dolayısıyla firmalar ya da mesaj iletmek isteyen kişi ve kuruluşlar bu özelliğe dikkat ederek ilan panolarını çok daha etkili olarak kullanabilirler.
İşin özüne gelince… Her türden medya organlarının sahip ve yöneticilerinin şapkayı önlerine koyarak düşünme zamanları geldi, geçiyor. Dünyadaki ve ülkedeki değişimi doğru kavrayarak doğru stratejiler, gelecek planları ve programları üretmeleri gerekiyor. Artık medya işleyişinin, TV’de kuşak doldurmanın veya gazetede sayfa kurgulamanın aceleciliğini akılcı yaklaşımlarla geride bırakmış olması gerekiyor.
Duygu Güncesi *** YENi ***
Facebook'ta izle
Twitter'da izle
Etiketler:
Basın,
Gazete,
Gürcan Banger,
İletişim,
iş dünyası,
iş kültürü,
Medya
20 Temmuz 2010 Salı
Medya Nereye?
Medya Nereye?
Gürcan Banger
“Gazetecilikte Mükemmeliyet Projesi (Project for Excellence in Journalism)”, ABD’de kâr amaçlı olmayan bir kuruluş. Siyaset dışı ve tarafsız olarak; veriye dayalı tekniklerle basının başarısını ölçmek üzere çalışmalar yapıyor. Projenin yöneticisi gazetecilik profesörü Tom Rosenstiel, daha önce medya eleştirmeni ve siyasal muhabir olarak Los Angeles Times ile Newsweek’te yazılar yayınlamış. 1997 yılında başlatılan proje önceleri Columbia Üniversitesi Gazetecilik Okulu’nun bir yan kuruluşu imiş. 2006’da üniversiteden ayrılarak Pew Araştırma Merkezi’ne (http://people-press.org) bağlı hale gelmiş.
Söz konusu proje kapsamında yapılan araştırmalarda elde edilen bazı konular gazeteciliğin, yaygın ve yerel gazetelerin kalıcılıkları, sürdürülebilirlikleri ve gelecek tasarımları açısından bazı önemli ipuçları veriyor. Geçmişte yapılan tespit çalışmaları daha yeni olanların karşılaştırılması, okur / izleyici kesimlerde olduğu gibi medyanın kendisindeki değişim ve dönüşüm konusunda da düşünmemizi sağlıyor.
Örneğin proje kapsamında yapılan çalışmalar; (gazete okuru ve benzeri) medya izleyicisinin haber almak için giderek daha fazla sayıda ve çok çeşitli kaynaklara yöneldiğini gösteriyor. Geleneksel gazete okurluğu veya TV izleyiciliği, ‘medya müşterisi’ için yeterli olmaktan çıktı. Başta İnternet olmak üzere yeni kanallar her geçen gün daha fazla ilgi görüyor.
Diğer yandan medyanın her türlüsünde bir ‘dezenformasyon felaketi (yanlış bilgi ve haber kirliliği)’ yaşanıyor. Medyanın sunduğu haberlerin sağlanmasında katılımcı sayısı hızla artarken, bu yönelim aynı zamanda bir ‘bilgi kirliliğinin’ de oluşmasına aracı oluyor. Bilginin ve haberin medyada yer almasında doğruluk ve kalite açısından bir yandan denetimsizlik varken, diğer yandan da yazılı ve görsel medya organları bu denetimi yapabilecek kaynağa sahip değiller.
Siyasal, ekonomik veya sosyal erki elinde tutmak isteyenler, etkisi ve önemi nedeniyle medya ile daha fazla ‘oynar’ hale geldiler. Bu sürecin bir parçası olarak medyaya haber ‘servis edenler’, gazetecilerin rollerini istismar etmek için türlü yollar deniyorlar. Diğer yandan medyanın önde gelen isimleri arasında da (‘ücreti mukabili’) ‘İrlandalılar’ bulunduğu düşünülürse, medya ve meslek etiğinin ne hale gelmekte olduğunu kavramak daha kolay olur.
Tüm dünyada medyanın ülkesel veya küresel düzeylerde tekelleşmesi (oligopol hale gelmesi) biçiminde bir eğilim var. Yazılı ve görsel basın büyük bir hızla birkaç büyük kuruluşun (sermaye toplulaşmasının) denetimine giriyor. Sürecin devamında ister istemez sermaye ile siyasal iktidarın birlikte ‘aşık atmaları’ gerçeğini izler hale geliyoruz.
Gazeteciliğin pek çok unsurunda ciddi değişim ve dönüşüm belirtileri var. Örneğin gazeteler giderek daha küçük bir okur kitlesine hitap ediyor. Televizyon kanallarının hızla aynılaşan program akışları, muhtemelen bir süre sonra aynı sona doğru ilerleyecek. ABD gibi ülkelerde TV kanallarının da izleyici / müşteri kaybına uğradıklarını biliyoruz. Bu olumsuz sürecin sorumlusu değişen izleyici / okur / müşteri kitlesinin nabzını iyi tutamayan medya yöneticileri ol arak görünüyor. İzleyici kesimindeki farklılığı ve çeşitlenmeyi doğru anlayıp gerekli dönüşümü sağlayamayan başta gazeteler olmak üzere medya hızla kan kaybetmeye devam ediyor.
Bu durum, peşpeşe gelen krizlerin yerel ve bölgesel etkileri nedeniyle yerel medyaya daha fazla yansıyor. Buna karşılık yerel medyanın bu olumsuz süreç karşısında tepkili ve önlemli olduğunu söylemek mümkün değil. Yerel gazetenin sayfalarının ‘asla okunmayacak haber ve yazılarla doldurulması’ ile gazetede nitelikli, kaliteli, çeşitliliğe sahip, okuyucuyu yakalayan haber ve yazıların yer alması arasındaki farkı öğrenmeden yerel medyanın bu krizi aşması mümkün değil.
Yukarıda sözünü ettiğim gazetecilik araştırma kuruluşunun bir bulgusu bu tezi doğrular nitelikte… Tespite göre İnternet gazeteciliği ile yerel / bölgesel ve alternatif medya hızlı büyüme sürecine girmiş halde… Yereli ve bölgesel olanı sağlam, tutarlı, doğru, çeşitliliğe sahip, haber alma ihtiyacına uygun ve okunabilir nitelikte sunan medya başarılı oluyor. Sayfa ve kuşak dolduranların ise sahneden çekiliyorlar.
Gazetecilik değişiyor; çünkü gazetenin müşterisi çoktan değişti. Gazete yönetici ve sorumluları ise değişip dönüşmekte biraz geç kalmış gibiler… Şimdilik ‘süpermarket karşısındaki mağdur küçük mahalle bakkalı gibi’ sadece sızlanıyorlar.
Gürcan Banger
“Gazetecilikte Mükemmeliyet Projesi (Project for Excellence in Journalism)”, ABD’de kâr amaçlı olmayan bir kuruluş. Siyaset dışı ve tarafsız olarak; veriye dayalı tekniklerle basının başarısını ölçmek üzere çalışmalar yapıyor. Projenin yöneticisi gazetecilik profesörü Tom Rosenstiel, daha önce medya eleştirmeni ve siyasal muhabir olarak Los Angeles Times ile Newsweek’te yazılar yayınlamış. 1997 yılında başlatılan proje önceleri Columbia Üniversitesi Gazetecilik Okulu’nun bir yan kuruluşu imiş. 2006’da üniversiteden ayrılarak Pew Araştırma Merkezi’ne (http://people-press.org) bağlı hale gelmiş.
Söz konusu proje kapsamında yapılan araştırmalarda elde edilen bazı konular gazeteciliğin, yaygın ve yerel gazetelerin kalıcılıkları, sürdürülebilirlikleri ve gelecek tasarımları açısından bazı önemli ipuçları veriyor. Geçmişte yapılan tespit çalışmaları daha yeni olanların karşılaştırılması, okur / izleyici kesimlerde olduğu gibi medyanın kendisindeki değişim ve dönüşüm konusunda da düşünmemizi sağlıyor.
Örneğin proje kapsamında yapılan çalışmalar; (gazete okuru ve benzeri) medya izleyicisinin haber almak için giderek daha fazla sayıda ve çok çeşitli kaynaklara yöneldiğini gösteriyor. Geleneksel gazete okurluğu veya TV izleyiciliği, ‘medya müşterisi’ için yeterli olmaktan çıktı. Başta İnternet olmak üzere yeni kanallar her geçen gün daha fazla ilgi görüyor.
Diğer yandan medyanın her türlüsünde bir ‘dezenformasyon felaketi (yanlış bilgi ve haber kirliliği)’ yaşanıyor. Medyanın sunduğu haberlerin sağlanmasında katılımcı sayısı hızla artarken, bu yönelim aynı zamanda bir ‘bilgi kirliliğinin’ de oluşmasına aracı oluyor. Bilginin ve haberin medyada yer almasında doğruluk ve kalite açısından bir yandan denetimsizlik varken, diğer yandan da yazılı ve görsel medya organları bu denetimi yapabilecek kaynağa sahip değiller.
Siyasal, ekonomik veya sosyal erki elinde tutmak isteyenler, etkisi ve önemi nedeniyle medya ile daha fazla ‘oynar’ hale geldiler. Bu sürecin bir parçası olarak medyaya haber ‘servis edenler’, gazetecilerin rollerini istismar etmek için türlü yollar deniyorlar. Diğer yandan medyanın önde gelen isimleri arasında da (‘ücreti mukabili’) ‘İrlandalılar’ bulunduğu düşünülürse, medya ve meslek etiğinin ne hale gelmekte olduğunu kavramak daha kolay olur.
Tüm dünyada medyanın ülkesel veya küresel düzeylerde tekelleşmesi (oligopol hale gelmesi) biçiminde bir eğilim var. Yazılı ve görsel basın büyük bir hızla birkaç büyük kuruluşun (sermaye toplulaşmasının) denetimine giriyor. Sürecin devamında ister istemez sermaye ile siyasal iktidarın birlikte ‘aşık atmaları’ gerçeğini izler hale geliyoruz.
Gazeteciliğin pek çok unsurunda ciddi değişim ve dönüşüm belirtileri var. Örneğin gazeteler giderek daha küçük bir okur kitlesine hitap ediyor. Televizyon kanallarının hızla aynılaşan program akışları, muhtemelen bir süre sonra aynı sona doğru ilerleyecek. ABD gibi ülkelerde TV kanallarının da izleyici / müşteri kaybına uğradıklarını biliyoruz. Bu olumsuz sürecin sorumlusu değişen izleyici / okur / müşteri kitlesinin nabzını iyi tutamayan medya yöneticileri ol arak görünüyor. İzleyici kesimindeki farklılığı ve çeşitlenmeyi doğru anlayıp gerekli dönüşümü sağlayamayan başta gazeteler olmak üzere medya hızla kan kaybetmeye devam ediyor.
Bu durum, peşpeşe gelen krizlerin yerel ve bölgesel etkileri nedeniyle yerel medyaya daha fazla yansıyor. Buna karşılık yerel medyanın bu olumsuz süreç karşısında tepkili ve önlemli olduğunu söylemek mümkün değil. Yerel gazetenin sayfalarının ‘asla okunmayacak haber ve yazılarla doldurulması’ ile gazetede nitelikli, kaliteli, çeşitliliğe sahip, okuyucuyu yakalayan haber ve yazıların yer alması arasındaki farkı öğrenmeden yerel medyanın bu krizi aşması mümkün değil.
Yukarıda sözünü ettiğim gazetecilik araştırma kuruluşunun bir bulgusu bu tezi doğrular nitelikte… Tespite göre İnternet gazeteciliği ile yerel / bölgesel ve alternatif medya hızlı büyüme sürecine girmiş halde… Yereli ve bölgesel olanı sağlam, tutarlı, doğru, çeşitliliğe sahip, haber alma ihtiyacına uygun ve okunabilir nitelikte sunan medya başarılı oluyor. Sayfa ve kuşak dolduranların ise sahneden çekiliyorlar.
Gazetecilik değişiyor; çünkü gazetenin müşterisi çoktan değişti. Gazete yönetici ve sorumluları ise değişip dönüşmekte biraz geç kalmış gibiler… Şimdilik ‘süpermarket karşısındaki mağdur küçük mahalle bakkalı gibi’ sadece sızlanıyorlar.
Etiketler:
Gazete,
Gürcan Banger,
İletişim,
Medya
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Yaygın Gazete, Yerel Gazete ve İnternet
Yaygın Gazete, Yerel Gazete ve İnternet
Gürcan Banger
Son zamanlarda medyada İnternet konusunda bir sızlanmadır gidiyor. Yaygın veya yerel düzeyde gazetelerin satışları düştükçe gazete sorumluları faturayı kendilerine kesmek yerine İnternet’i sorumlu tutmakta birbirleri ile yarış ediyorlar.
Belki de bir monolog diyebileceğimiz tartışma, (birkaçı dışında) gazetelerin İnternet sitelerinin ücretsiz olması ve insanların gazete almak yerine İnternet’ten haberlere göz atmayı ve köşe yazarlarını sanal ortamdaki sitelerden okumayı seçmeleri üzerine kurulmuş. Çözüm olarak ise İnternet sitelerinin abonelik sistemiyle ücretli olması öneriliyor. Böylece okuyucuların tekrar bayiden gazete almaya yönelecekleri umudu var.
Tabii ki; yazılı basının sorunu İnternet’ten kaynaklanmıyor. İnsanların gazete almamaları ve mümkünse İnternet’ten okumayı tercih etmelerinin arkasında başka kaynak nedenler var. Sadece yazılı basın sorumluları bu nedenlerin farkında değil ya da almaları gereken önlemler konusunda birikimli ve deneyimli değil.
Lütfen yazılı basının tiraj almak için bugüne kadar denediği yolları hatırlayın. Gazeteden kesilecek kuponla tencere, tava ve hesap makinesi dağıttılar. Bu ‘pazarlama’ çalışmalarının iyisi kitap veya ansiklopedi dağıtmaktı. Onlarda ya raflarda mobilya görevini gördü ya da sahafların depolarında çürümeye devam ediyor. Bir diğer seçenek ise dönemsel fırsatların kuponla değerlendirilmesi oldu. Ünlü cemaat veya tarikat liderlerinin sohbet kasetlerinin veya dini film içeren CD’lerin kuponla dağıtılması yazılı basının ‘salâh bulma’ faaliyetleri olarak gözümüze çarptı. Adeta medyatik hale getirilenin CD’si, kuponla dağıtıma amade oluyor.
Bunların tümü, gazetecilik ile ilgili olmayan işlerdi. Bugün İnternet’ten şikâyet edenlerin bu ‘meslek etiği’ dışında kalan tutum ve davranışlar konusunda fazlaca sesini duyamadık. Herkes kendine diğer gazeteden daha başarılı olarak promosyon faaliyeti bulma çabasına girdi. Birisi tava verirken diğeri yemek takımı ile onu geçmeye çalıştı. Daha kısıtlı imkânlara sahip olanlar ise daha baştan İnternet sitelerini paralı hale getirdiler ve sadece kendi siyasal / ideolojik çizgilerine uygun küçük hacimli kitapların dağıtımı ile yetindiler.
Meslek ve medya etiği ile asla uygun düşmeyen bir konuyu daha hatırlatmak isterim: Tiraj alma veya kaynak sağlama adına ‘yandaş medya’ olma yönelimi… Bu konunun birkaç boyutu var. Bir tanesi siyasal iktidardan veya ilgili yerleşimdeki yerel yönetimlerden ilan, reklam veya başka yollarla destek sağlamak için ‘yandaş medya’ rolüne soyunmak… İkincisi ise ‘derinliklerin’ ve ‘iyi sıhhatte olsunların’ yasal ve kamusal platformlarda görünen yüzü olarak hizmet vermek… Özellikle 1980 sonrasında yazılı ve görsel basında her iki eğilimi de (tiraj, kaynak ve destek alma adına) net biçimde gözler olduk.
Yaygın basının yaptığını, maddi imkânsızlıklar nedeniyle yerel basının yapma şansı yoktu. Bu nedenle yerel gazeteler (bir kısmı ‘geleneksel’ hale gelmiş olan) farklı teknikler kullandılar. Örneğin bir ayırımcılık örneği olmasına rağmen ‘güzel çocuk yarışmaları’ bunlardan birisi idi. Bazı yerel gazeteler ise okullara giderek sınıf resimleri çekip bunları gazetelerinde yayınladılar. Böylece yüksek tiraj alma çabasında idiler. Pekalâ; yüksek tiraj daha fazla kişi tarafından okunmayı mı hedefliyordu? Buna “Evet” cevabını verebileceğimiz az sayıda örnek olsa da; genelde Basın İlan Kurumu’ndan ilan ve pay alma beklentisinin daha önde geldiğini medya ile ilgili olan herkes biliyor. Ülkenin hemen her noktasında; bayi satışını çok göstermek için akşam olduğunda kendi gazetelerini bayilerden toplu olarak satın alan yerel gazete sahipleri ve yöneticilerinin varlığı zaten bilinir. Hiç kuşkusuz; çuvaldızı yerel medyayı bu hale getirenlere batırmalı ama yerel basın sorumluları da iğneyi öncelikle kendilerine batırarak mevcut durumu tespit edip çare aramalılar.
Dünya değişti. 20’nci yüzyılın iş modelinden hayli uzaklardayız artık. Okyanusu yarıladıktan sonra geri dönmeye kalkmak akıllı işi değil. Dünya, değişmeye devam edecek. Yaşadığımız çağda medyanın müşterisi yani okur geçmiş yüzyıla göre çok farklı. Çok gelişmiş iletişim (haber ve bilgi) kanalları var. İnternet, bunlardan sadece birisi… Ama en hızlı gelişenlerin başında geliyor. Yeni ekonomi, sanal ortamda pazarlama iletişimi, İnternet çağında kurumsal iletişim gibi kavramlar günlük yaşamımızın birer parçası oldu. İnternet üzerine kurgulanmış yeni iş modelleri var. Yazarların, edebiyatçıların, genel anlamda entelektüel kesimin İnternet siteleri ve sanal ortam günlükleri (bloglar) gazetede yer alan köşelerinden kat be kat fazla okunup izleniyor.
Böyle bir konjonktürde yaygın ve yerel yazılı basının şikâyeti ise şöyle yansıyor: “Artık gazetelerimize yeterince ilan ve reklâm alamıyoruz; çünkü firmalar tiraj yakalayamadığımızı biliyorlar. Düşük tirajın nedeni ise İnternet ortamında yayınlanan gazeteler… Zaten İnternet ortamında yeterli reklâm da alamıyoruz. O zaman gazetelerin İnternet sitelerini paralı hale getirelim; böylece okur yine gazeteye almaya geri dönsün. Bizim de tirajımız artsın. Ayrıca bu işi de hep birlikte yapalım.” Bir de; bu tezin demokrasi adıyla lanse edilmesi yok mu; güldürmekten öldürecekler beni…
Yerel ve yaygın yazılı basın öncelikle kalıcı olmak ve sürdürülebilir olmak için ‘geleneksel reklâm ve ilan zihniyetinden’ kendini kurtarması lazım. Gazeteler birlik olup sitelerini paralı hale getirseler de; İnternet var olacak, İnternet ortamında yayın yapan gazeteler ve sanal ortam günlükleri (bloglar) yaygınlaşmaya devam edecek. Eğer İnternet giderek daha fazla paralı abonelik işine dönüşürse, burada da işini iyi, kaliteli, farklılık yaratarak ve çeşitliliğe dayalı yapanlar katma değeri elde edecekler.
Değişim sadece gazete işinde değil; kâğıt üzerine mürekkeple yazılmış kitabın da yerini (küçük adımlarla da olsa) e-kitap almaya başladı. E-kitap ile başarılı olmasa da; bir başka yolla kâğıt üzerine olan yayıncılık anlayışı kısa sürede değişecek. Yaşamın her alanında olduğu gibi; gazeteler de kendilerine yeni müşteriler, pazarlar, pazarlama iletişimi yaklaşımları ve en önemlisi yeni iş modelleri bulmak zorundalar. Eski olan, dünde kaldı; böyle de olmaya devam edecek. Yeni günde yenilik / yenileşme (inovasyon) lazım.
Gürcan Banger
Son zamanlarda medyada İnternet konusunda bir sızlanmadır gidiyor. Yaygın veya yerel düzeyde gazetelerin satışları düştükçe gazete sorumluları faturayı kendilerine kesmek yerine İnternet’i sorumlu tutmakta birbirleri ile yarış ediyorlar.
Belki de bir monolog diyebileceğimiz tartışma, (birkaçı dışında) gazetelerin İnternet sitelerinin ücretsiz olması ve insanların gazete almak yerine İnternet’ten haberlere göz atmayı ve köşe yazarlarını sanal ortamdaki sitelerden okumayı seçmeleri üzerine kurulmuş. Çözüm olarak ise İnternet sitelerinin abonelik sistemiyle ücretli olması öneriliyor. Böylece okuyucuların tekrar bayiden gazete almaya yönelecekleri umudu var.
Tabii ki; yazılı basının sorunu İnternet’ten kaynaklanmıyor. İnsanların gazete almamaları ve mümkünse İnternet’ten okumayı tercih etmelerinin arkasında başka kaynak nedenler var. Sadece yazılı basın sorumluları bu nedenlerin farkında değil ya da almaları gereken önlemler konusunda birikimli ve deneyimli değil.
Lütfen yazılı basının tiraj almak için bugüne kadar denediği yolları hatırlayın. Gazeteden kesilecek kuponla tencere, tava ve hesap makinesi dağıttılar. Bu ‘pazarlama’ çalışmalarının iyisi kitap veya ansiklopedi dağıtmaktı. Onlarda ya raflarda mobilya görevini gördü ya da sahafların depolarında çürümeye devam ediyor. Bir diğer seçenek ise dönemsel fırsatların kuponla değerlendirilmesi oldu. Ünlü cemaat veya tarikat liderlerinin sohbet kasetlerinin veya dini film içeren CD’lerin kuponla dağıtılması yazılı basının ‘salâh bulma’ faaliyetleri olarak gözümüze çarptı. Adeta medyatik hale getirilenin CD’si, kuponla dağıtıma amade oluyor.
Bunların tümü, gazetecilik ile ilgili olmayan işlerdi. Bugün İnternet’ten şikâyet edenlerin bu ‘meslek etiği’ dışında kalan tutum ve davranışlar konusunda fazlaca sesini duyamadık. Herkes kendine diğer gazeteden daha başarılı olarak promosyon faaliyeti bulma çabasına girdi. Birisi tava verirken diğeri yemek takımı ile onu geçmeye çalıştı. Daha kısıtlı imkânlara sahip olanlar ise daha baştan İnternet sitelerini paralı hale getirdiler ve sadece kendi siyasal / ideolojik çizgilerine uygun küçük hacimli kitapların dağıtımı ile yetindiler.
Meslek ve medya etiği ile asla uygun düşmeyen bir konuyu daha hatırlatmak isterim: Tiraj alma veya kaynak sağlama adına ‘yandaş medya’ olma yönelimi… Bu konunun birkaç boyutu var. Bir tanesi siyasal iktidardan veya ilgili yerleşimdeki yerel yönetimlerden ilan, reklam veya başka yollarla destek sağlamak için ‘yandaş medya’ rolüne soyunmak… İkincisi ise ‘derinliklerin’ ve ‘iyi sıhhatte olsunların’ yasal ve kamusal platformlarda görünen yüzü olarak hizmet vermek… Özellikle 1980 sonrasında yazılı ve görsel basında her iki eğilimi de (tiraj, kaynak ve destek alma adına) net biçimde gözler olduk.
Yaygın basının yaptığını, maddi imkânsızlıklar nedeniyle yerel basının yapma şansı yoktu. Bu nedenle yerel gazeteler (bir kısmı ‘geleneksel’ hale gelmiş olan) farklı teknikler kullandılar. Örneğin bir ayırımcılık örneği olmasına rağmen ‘güzel çocuk yarışmaları’ bunlardan birisi idi. Bazı yerel gazeteler ise okullara giderek sınıf resimleri çekip bunları gazetelerinde yayınladılar. Böylece yüksek tiraj alma çabasında idiler. Pekalâ; yüksek tiraj daha fazla kişi tarafından okunmayı mı hedefliyordu? Buna “Evet” cevabını verebileceğimiz az sayıda örnek olsa da; genelde Basın İlan Kurumu’ndan ilan ve pay alma beklentisinin daha önde geldiğini medya ile ilgili olan herkes biliyor. Ülkenin hemen her noktasında; bayi satışını çok göstermek için akşam olduğunda kendi gazetelerini bayilerden toplu olarak satın alan yerel gazete sahipleri ve yöneticilerinin varlığı zaten bilinir. Hiç kuşkusuz; çuvaldızı yerel medyayı bu hale getirenlere batırmalı ama yerel basın sorumluları da iğneyi öncelikle kendilerine batırarak mevcut durumu tespit edip çare aramalılar.
Dünya değişti. 20’nci yüzyılın iş modelinden hayli uzaklardayız artık. Okyanusu yarıladıktan sonra geri dönmeye kalkmak akıllı işi değil. Dünya, değişmeye devam edecek. Yaşadığımız çağda medyanın müşterisi yani okur geçmiş yüzyıla göre çok farklı. Çok gelişmiş iletişim (haber ve bilgi) kanalları var. İnternet, bunlardan sadece birisi… Ama en hızlı gelişenlerin başında geliyor. Yeni ekonomi, sanal ortamda pazarlama iletişimi, İnternet çağında kurumsal iletişim gibi kavramlar günlük yaşamımızın birer parçası oldu. İnternet üzerine kurgulanmış yeni iş modelleri var. Yazarların, edebiyatçıların, genel anlamda entelektüel kesimin İnternet siteleri ve sanal ortam günlükleri (bloglar) gazetede yer alan köşelerinden kat be kat fazla okunup izleniyor.
Böyle bir konjonktürde yaygın ve yerel yazılı basının şikâyeti ise şöyle yansıyor: “Artık gazetelerimize yeterince ilan ve reklâm alamıyoruz; çünkü firmalar tiraj yakalayamadığımızı biliyorlar. Düşük tirajın nedeni ise İnternet ortamında yayınlanan gazeteler… Zaten İnternet ortamında yeterli reklâm da alamıyoruz. O zaman gazetelerin İnternet sitelerini paralı hale getirelim; böylece okur yine gazeteye almaya geri dönsün. Bizim de tirajımız artsın. Ayrıca bu işi de hep birlikte yapalım.” Bir de; bu tezin demokrasi adıyla lanse edilmesi yok mu; güldürmekten öldürecekler beni…
Yerel ve yaygın yazılı basın öncelikle kalıcı olmak ve sürdürülebilir olmak için ‘geleneksel reklâm ve ilan zihniyetinden’ kendini kurtarması lazım. Gazeteler birlik olup sitelerini paralı hale getirseler de; İnternet var olacak, İnternet ortamında yayın yapan gazeteler ve sanal ortam günlükleri (bloglar) yaygınlaşmaya devam edecek. Eğer İnternet giderek daha fazla paralı abonelik işine dönüşürse, burada da işini iyi, kaliteli, farklılık yaratarak ve çeşitliliğe dayalı yapanlar katma değeri elde edecekler.
Değişim sadece gazete işinde değil; kâğıt üzerine mürekkeple yazılmış kitabın da yerini (küçük adımlarla da olsa) e-kitap almaya başladı. E-kitap ile başarılı olmasa da; bir başka yolla kâğıt üzerine olan yayıncılık anlayışı kısa sürede değişecek. Yaşamın her alanında olduğu gibi; gazeteler de kendilerine yeni müşteriler, pazarlar, pazarlama iletişimi yaklaşımları ve en önemlisi yeni iş modelleri bulmak zorundalar. Eski olan, dünde kaldı; böyle de olmaya devam edecek. Yeni günde yenilik / yenileşme (inovasyon) lazım.
Etiketler:
Gazete,
Gürcan Banger,
Internet,
İletişim,
Medya
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
