işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2010 Perşembe

İstihdam Fuarı: Ayrıntılar

İstihdam Fuarı: Ayrıntılar

Gürcan Banger

Geçtiğimiz Salı günkü köşe yazımda işsizlik konuları ile istihdam fuarı ihtiyacından söz etmiştim. Bugün (bu yönlü bana gelen taleplerin de yönlendirmesiyle) özellikle istihdam fuarının bazı ayrıntılarına değinmek istiyorum. Bu fuar, Türkiye’de az sayıdaki bazı il ve ilçelerde yapılmış olmasına rağmen konseptin bir açılmaya ve çeşitlendirilmeye ihtiyacı var.

Ana Fikir
İstihdam fuarının ana fikri, yüksek okullaşma oranı, iki üniversitesi ve gelişmiş sosyal yaşam koşullarına rağmen henüz işsizlik sorunları yaşamaya devam eden kentimizin bu alandaki sorunlarına çözüm getirmeye katkı yapacak bir faaliyet gerçekleştirilmesi… Her yıl üniversitelerimiz ilimizden veya başka yerleşimlerden gelen genç insanlara yüksek öğrenim vererek ekonomik yaşamın kapısına bırakıyor. Ne yazık ki; bu nitelikli insanlar ya öğrencilikten işsiz vatandaşlığa terfi ediyorlar ya da kendi alanlarıyla hiç ilgili olmayan bir işte geçim sağlamaya çalışıyorlar.

Eğitim görmüş kişi ile ihtiyaç duyulan iş pozisyonu arasındaki buluşmanın olmayışında sayısız neden öngörebiliriz. Bunların ciddi bir bölümünün karşılıklı bilgilenme eksikliğinden kaynakladığına kuşku yok. Bu nedenle işgücü ile iş dünyasının uygun bir ortamda buluşmaları gerekiyor. Bu ortamda iş dünyası kendi ihtiyaçlarını anlatırken, iş arayan kişiler de kendi özelliklerini ortaya koyacaklar. Eğer iki taraf arasında bir uyuşma olmuyorsa, işgücünün ne türde geliştirilmesi ve iyileştirilmesi gerektiği ortaya çıkacak.

Amaç
Bir proje mantığında bakarsak; istihdam fuarı gibi bir faaliyetin amacını şöyle tanımlayabiliriz: İş dünyasındaki değişik kurum ve kuruluşlarla kişilerin aynı ortamda eklemlenmesinden yaratılacak iletişim ile işgücü piyasasının iyileşmesini ve teşvik edilmesini sağlamak… Özetle; işgücü talep ve arzını karşılıklı yararlar sağlayacak biçimde bir araya getirmek…

İstihdam fuarı; öncelikle işgücü pazarında değişik tarafları bir araya getirerek ulusal, bölgesel ve yerel istihdam endekslerinin güçlenmesini sağlar. Bu tür ortamlardan işsizler veya daha nitelikli iş arayanlar arzu ettiklerini bulurken işverenler daha nitelikli insan kaynağı ile donanmış olurlar. Diğer yandan bu tür fuarlardan meslek okulları ile üniversitelerin çıkaracağı dersler de var. Bu ortamdaki iletişim, her düzeydeki okulların programlarını, ders içeriklerini ve staj / proje / tez türü uygulamalarını ekonominin ihtiyaçlarına uygun hale getirmek için veri edinmelerini sağlar.

Kimler Bulunmalı?
Böyle bir fuarın katılımcıları arasında öncelikle sanayi, ticaret, hizmetler ve ekstansif tarım gibi sektörlerin firmaları (standlar) açarak yer alacaklardır. İkincisi; iş dünyasının meslek örgütleri olan sanayi, ticaret, borsa ve mühendislik-mimarlık meslek kuruluşları, iş dünyasının sivil toplum kuruluşları ile teknopark türünde organizasyonlar bulunmalıdır. Üçüncüsü; üniversitelerin mutlaka yer alması gerekirken mesleki eğitim veren okullar ile eğitim – danışmanlık kuruluşlarının bulunması yararlı olacaktır. Dördüncü olarak Valilik ve ilgili müdürlükleri, yerel yönetimler, İş-Kur ve benzeri kuruluşları vazgeçilmez katılımcı saymak gerekir. Son olarak; kuşkusuz biçimde işsizler, daha nitelikli iş arayanlar, kısmi zamanlı işini geliştirmek isteyen kişiler bu ortamın paydaşlarıdır.

Böyle bir fuar düzenlemesi, fuarcılık konusunda uzmanlaşmış bir organizasyon tarafından düzenlenebilir. Bu olmadığı durumda ortak bir koordinasyon ile fiziksel ortam yaratılabilir. Bu ortamlar için uygun alanlar kentin üniversiteleridir. Örneğin Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi birer veya ikişer yıllık periyotlar halinde bu fuarın düzenlenmesi ile görevlenebilirler. Her iki üniversitenin kampüsleri böyle bir fuarın geç bahar aylarında yapılması için son derece uygundur. İş bulmanın yaşamsal önemi düşünüldüğünde böyle bir etkinliğin örneğin bir bahar şenliğinden çok daha anlamlı olduğu, gerekirse üniversite bahar şenliği ile istihdam fuarının birleştirilebileceği öngörülebilir.

Türkiye’de müşteri segmenti olarak üniversite öğrencilerini seçmiş çok sayıda şirket var. Bunlar arasında GSM servis sağlayıcılar, bilgisayar donanım ve yazılım firmaları, teknoloji ve teknolojik ürün satıcıları, bireysel müşteri arayışı olan bankalar, hazır giyim şirketleri, hazır gıda (fast food) işletmeleri ve benzerleri bir çırpıda sayılabilir. Bu ve benzeri firmaların neredeyse tümünün böyle bir etkinlikte sponsor olarak yer almasının sağlanabilir.

Diğer Konular
Bir gazete köşe yazısının sınırları aştığından istihdam fuarının metodolojisi, planlanması, yürütülmesi ve sonuçlarının izlenip değerlendirilmesi konularına girmeyeceğim. Bu konuda çalışma yapacak heyet, hiç kuşkusuz bu konularda bir iş planı yapacak, örgütlenme oluşturacak, bütçe hazırlayacak ve tanıtım gibi gerekli diğer çalışmaları eklemleyecektir.

Kent ekonomisinde yer alan işletmelerin istihdam dünyasından, yüksek öğrenim kuruluşlarından, eğitim – danışmanlık firmalarından ve en önemlisi çalışan adaylarından beklentileri var. Okulda alınan eğitim çoğu zaman, günün sert rekabet şartlarında işletmeler için yeterli bulunmuyor. Diğer yandan çalışan adayları da daha kurumsal özellikleri olan işletmelerde çalışmayı istiyorlar. Diğer yandan kent yöneticileri nüfusun eğitimli olmasından söz ederken, bu sıkıntıların yeterince farkında değil gibiler…

Bir kentin nüfusunun yüksek oranda eğitimli olması yeterli değil. Eğitimin yanında o yerleşimin istihdam özelliklerine de bakmak lazım. İş bulamadıktan sonra nüfusun tamamı doktoralı olsa neye yarar?

14 Aralık 2010 Salı

İstihdam Fuarı

İstihdam Fuarı

Gürcan Banger

Geçtiğimiz Pazar günü yaygın basının gazetelerinden birisinde dikkatimi çeken haberlerden birisi ekonomik büyüme ilgiliydi. Haberde hükümetin ilgili bakanları ekonomik büyümenin yükselen oranlarından söz ederek hizmetlerini övmekteydiler. Bu yazıyı kaleme almadan az önce sanayi konusunda uzman arkadaşlarıma “Siz söylenen büyümeyi sanayide gözlüyor musunuz?” diye bir soru yönelttim. “Evet; gerçekten sanayide önemli hareketlenmeler var” şeklinde bir cevap alamadım. Genelde ağır aksak yürüyüşün devam ettiğini söylediler.

Ekonomi Büyüyor mu?
İster hükümetin dediği gibi ekonomi büyüyor ister ağır aksak yürüyor olsun; hâlâ ciddi bir işsizlik sorunu olduğu gün gibi ortada. Bir yandan yeterli hızda büyüyemeyen ekonomi istihdam alanları yaratamazken, diğer yandan ülke nüfusu hızla büyümeye devam ediyor. Bir başka olumsuz gelişme ise ekonominin istihdamsız büyüme gibi sosyal adalet ve gelir adaleti açılarından tehlikeli durumlar yaratıyor olması…

Nüfusun büyük kısmının (işsizlerin, yoksulların) harcayacak geliri olmazsa, ekonomik büyümenin vatandaşa ne yararı olabilir? Ekonomi büyümeli ama vatandaşın da gelir elde edeceği işi olmalı. Bunun da yolu istihdam yaratmaktan geçiyor.

İstihdamı dikkate almayan büyüme modelleri, gelişmiş ülkelerde çok daha yaygın. Verimlilik ve maliyet düşürme adına durmaksızın çalışanı ve gelir dağılımını dikkate almayan büyüme yaklaşımları geliştiriliyor.

İşsizlik
Ülkemizdeki durum ise gelişmiş ülkelerden daha iyi değil. Resmî istatistiklerle bile yüzde 10’un altına düşmeyen işsizlik oranı bir sorun olmaya ediyor. Sürekli işsizlik ise kalıcı yoksulluğun dönüşmenin araçlarından birisi olarak görünüyor.

Ne yazık ki; işsizliğin merkezî anlamda çözülmesini sağlayacak etkin makro politikalar üretilemiyor. İktidarın “Her işletme bir işçi alsa işsizlik çözülür” gibi uygulanması mümkün olmayan yönelmesinin altında da bu makro politika yetersizliği yer alıyor. Buna işletmelerin verimlilik ve kârlılık adına daha az işçi ile çalışma yönelimi de eklenince işsizlik, süreğen bir sorun olarak karşımızda durmaya devam ediyor.

İşsizlik konusunun çözümünde bölgesel veya yerel alana indiğimizde; yerel yönetimlerin çözüm çabalarını izliyoruz. Ama bu çözümlerde niteliksiz işgücünü kurslarla beceri sahibi yapmayı hedeflemekten öteye geçmiyor. Bu tür eğitim faaliyetlerine dâhil olmuş vatandaşların ancak pek azı, gerçek anlamda bir iş ve gelir sahibi olabiliyorlar. Dolayısıyla yerel düzeyde de istihdama ve işsizliğin azaltılmasına yönelik çok daha etkin politikalara ihtiyaç var.

Mevcut iktidardan yana ya da karşısında olun; işsizliğin azaltılması için her düzeyde yapılması gereken çalışmalar var. Diğer yandan işsizliğin okumuş genç insanlar arasında da hayli yaygın olduğunu dikkate aldığımızda; sorunun büyüklüğü bir kez daha karşımıza çıkıyor. Bir başka deyişle istihdam artıcı çalışmaları sadece düşük eğitim ve beceri düzeyindeki insanlar için değil; aynı zamanda üniversite veya yüksek okul bitirmiş vatandaşlar içinde öngörmek zorundayız.

İstihdam Fuarı
Özellikle eğitimli vatandaşların iş olanaklarını geliştirmenin araçlarından birisi “istihdam fuarları” olarak değişik ülke ve yerleşimlerde uygulanıyor. Yüksek düzeyde okullaşma oranı ve iki üniversitesi olan Eskişehir de bu tür fuarların periyodik olarak açılmasına son derece uygun bir kenttir.

Böyle bir fuarda bir yandan sanayi ve ticaret firmaları kendi tanıtımlarını yaparken diğer yandan da iş arayan eğitimli insanlar firmalarla (işletmelerin insan kaynakları birimleri ile) buluşabilecek, kendilerini tanıtacak ve özgeçmişlerini firma veri tabanına girmesini sağlayacaklardır. Böylece iş sahibi ile nitelikli işgücünü yeni türden bir pazar alanında bir araya getirmek mümkün olacaktır.

Eskişehir İstihdam Fuarı’nın uygulayıcısının (her yıl biri olmak üzere) kent üniversitelerinin olması uygun bir seçenek olarak görünüyor. Örneğin birinci istihdam fuarı 2011 için Anadolu Üniversitesi tarafından yapılabilir. İkincisi tercihe göre bir ya da iki yıl sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde yapılabilir. Böylece bir ya da iki yılda bir tekrarlanan bir geleneksel fuar oluşturulmuş olur.

Böyle bir fuar için ülkenin (özellikle öğrencilere mal ve hizmet pazarlayan) büyük şirketleri sponsor olmayı kabul edeceklerdir. Diğer yandan kent bazında Eskişehir Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, merkez ilçe belediyeleri, İş-Kur, ETO ve ESO gibi meslek kuruluşları ve özel şirketler de böyle bir hizmete destek ve katkı sağlayabilirler.

Her zaman Eskişehir’in yüksek eğitim düzeyine sahip genç insan nüfusu ile övünüyoruz. Ama bu durum yeterli değil. Eğitimi istihdam ile eklemlemek zorundayız. Övünç kaynaklarımız arasına istihdamda da yüksek oranlara sahip olduğumuz konusunu eklemeliyiz. Eskişehir İstihdam Fuarı bunun araçlarından birisi olarak kullanılabilir.

Duygu Güncesi *** YENi ***
Facebook'ta izle
Twitter'da izle

29 Temmuz 2010 Perşembe

Eskişehir’de İstihdam Sorunları - 2

Eskişehir’de İstihdam Sorunları - 2

Gürcan Banger

Bir ilde istihdamın sorunlarını ve işsizliğin nedenlerini doğru tespit edebilmek için konunun kaynağına inmek gerekir. Son yıllarda Eskişehir girişimcilik yönünden eskiye oranla daha farklı bir profil çizmekle birlikte hâlâ bir ücretli / emekli kenti olmaya devam ediyor. Ne yazık ki; girişimcilik düzeyi istenen ölçüde değil. Dolayısıyla istihdamın orta ve uzun vadede sorunlarını çözmek için girişimcilik yeteneğinin artırılması gerekiyor.

Girişimcilik şeklinde sorunu tespit etmek ise ne yazık ki, çözüm için yeterli enerji oluşturmuyor. Kent yöneticilerinin ciddi bölümü, girişimciliğin artırılması için çoğunluğu el sanatlarından oluşan kurs açma kolaycılığının ötesine geçemediler. Girişimcilik dendiğinde; hâlâ mikro ölçekli (var ile yok arası) iş girişimleri anlaşılıyor. Diğer yandan işsiz insanlara verilen girişimcilik eğitiminin fiili işe (getirili bir mesleğe) dönüşmediği gün gibi ortada. Girişimcilik eğitimi; gerekli iş geliştirme danışmanlık hizmetleri ve finansal imkân yaratmalarla sürdürülebilir biçimde desteklenmediği sürece bir sonuca ulaşamıyor. Diğer yandan bu türden girişimcilik eğitimlerinin (en azından bunların bir bölümünün) hayatı boyunca üretip satarak 1 TL kazanmamış eğiticiler tarafından verilmesi ise sorunun bir başka boyutunu oluşturuyor.

İstihdam konusunda bir diğer önemli sorun ise bu konuyu çözmek isteyenlerin genel olarak yerel ve bölgesel ekonomide var olan fırsatlar ve tehditler konusunda yeterince donanmamış olmaları. Diğer yandan buna nitelikli işgücü ile iş dünyasının işverenleri arasındaki iletişim eksikliği eşlik ediyor. Bu bağlamda işsiz kişilerin kendilerine iş verecek işletmelere (‘kurumsal’ olarak) yönlendirilmesinde de sorunlar olduğunu biliyorum. Detaylarına girmek istememekle; birlikte yanlış ‘kurumsal’ yönlendirmelerin, işletmelerdeki çalışanların kalıcılığını ve uzun süreli çalışma durumunu olumsuz etkilediğini duyuyorum.

Bir bölgenin istihdam yaratmasının en belirgin koşulu, o yerleşimin istihdamı destekleyecek biçimde yatırım almasıdır. Hiç kuşkusuz; Trakya, İstanbul, Kocaeli ve Bursa bölgelerindeki doluluk ve artan yatırım maliyetleri Eskişehir’i yeni cazibe merkezi haline getirmektedir. Eskişehir’in nitelikli özellikleri ve görece düşük yatırım maliyeti, kentin bir çekim merkezi haline gelmesini sağlayacaktır. Ancak lojistik (taşıma) açısından önemli bir sorun varlığını sürdürmektedir. Bunun çözümü, Eskişehir’i Mudanya veya Gemlik üzerinden denize bağlayacak olan demiryoludur. Bu hattın yapımı ile Eskişehir, sanayi için gerçek anlamda bir yeni yatırım merkezi olurken istihdam sorununu da uzun vadeli olarak çözecektir. Eskişehir’i denize bağlayacak olan demiryolu ihtiyacını kavramayan kişi ve kuruluşun, Eskişehir’in ekonomik gerçeğini özümsediğini söylemek mümkün değildir.

İstanbul Sanayi Odası geçtiğimiz günlerde 2009’da ülkenin en büyük 500 sanayi işletmesini açıkladı. Bu firmalardan Eskişehir’ kayıtlı olan sayısı 8’dir. Bir diğer istatistiğe göre Anadolu’nun en büyük 1000 firması arasında yer alan Eskişehir firmasının sayısı ise 9’dur. Bu sayıların bize verdiği ipucu, Eskişehir’de firma ölçeğinin sermaye ve ciro yönünden küçük olduğudur. Bu konuda bir diğer gösterge ise Eskişehir’de bankaların, kredi veren kuruluşlar olmaktan daha çok ‘mevduat bankası’ özelliği göstermeleridir. Tüm bu verileri birleştirdiğimizde; Eskişehir firmalarının sermaye, ciro ve kârlılık yönünden güçlenmeleri gerektiği ortaya çıkar. Firmaların gelişmeleri, iyileşmeleri ve büyümeleri, istihdamın kurumsal olarak çözümünün ana eksenlerinden birisidir. Dolayısıyla yerel ve bölgesel ekonomimizde işbirliklerinin, firma birleşmelerinin ve kümeleşmelerin desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerekiyor.

İstihdamın sorunlarının çözülmesinin bir diğer boyutu ise örgütsel yapıların ve işleyişin iyileştirilmesidir. Bu kapsamda üniversitelerin eğitim, müfredat, uygulama, staj ve ders dışı mesleki gelişim konuları iyileştirmeleri gerekiyor. Benzer çalışmaların meslek okulları açısından da yapılması lazım. Diğer yandan çağdaş yönetim, üretim yönetimi, imalar usulleri ve tasarım gibi alanlarda okul dışı eğitim ve destek kuruluşlarının gelişiminin sağlanması gerekiyor. Ayrıca meslek odalarının istihdam konularını ele almak üzere kendi yapılarında birimler oluşturmaları yararlı olacaktır.

Her hükümet döneminde istihdamı artırmak için bazı önlemler düşünülür ve uygulamaya çalışılır. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; istihdam sorunlarının çözülmesinin önündeki engellerin başında siyasal iktidarlar, bürokrasi ve mevzuat gelir. İstihdamı çözmek için önce kafaları değiştirmek lazım.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Eskişehir’de İstihdam Sorunları

Eskişehir’de İstihdam Sorunları - 1

Gürcan Banger

Hiç kuşkusuz; bir ilin ya da yerleşimin istihdam sorunlarını birkaç cümle ile özetlemek mümkün değil. Bu nedenle ancak bazı satır başlarına ve dikkatimi çeken noktalara değineceğimi öncelikle belirtmek isterim.

Yüksek okullaşma oranı ve iki üniversitesi ile Eskişehir, insan kaynağı yönünde övündüğümüz bir kenttir. Fakat okumuş insan kaynağının istihdama dönüşmesi açısından yaklaştığımızda durumun beklenenin altında olduğunu görüyoruz. Ancak bu tespiti yaparken Eskişehir’in eğitimlilik (daha doğrusu diplomalı okumuşluk) açısından pek çok Anadolu’nun kentinin önünde olduğu tespitini de yapmalıyız.

Eskişehir, kent merkezinin nüfus olarak aşırı büyümüşlüğü ile dikkati çeken bir ildir. Yaklaşık olarak il nüfusunun yüzde 85’i kent merkezinde yaşamakta. Bu durumun nedenlerinden birisi ilçelerde ve kırsal kesimde yaşayan nüfusun hızla kent merkezine akmasıdır. Her ne kadar kırdan kente gelenlerin kırla ilişkileri tam anlamıyla kesilmese de; bu durum, kırsal kesimde (tarım sektöründe) istihdam edilen nüfusun hızla azalmasına neden oluyor. Kırsal kesimde istihdam hızla düşerken, yaklaşık aynı oranda kent merkezindeki işsizlik oranı yükseliyor. Kent merkezindeki işsizliğin bir yandan da hizmetler sektöründe aşırı şişkinliğe neden olduğunu söylemek gerekir.

Eskişehir’deki üniversiteler kentte yerleşik olarak 18-26 yaş diliminde 35-50 bin dolayında öğrencinin bulunmasını sağlıyor. Bu durum, kent için bir katma değer yaratmakla birlikte aynı zamanda bu genç nüfus, boş işlerin taliplilerini oluşturuyor. Öğrenci nüfusun okuldan artırdıkları zamanı, kısmi zamanlı işlerde çalışmak için kullanmaları bir yandan tam zamanlı istihdam için engeller yaratırken, diğer yandan çalışan ücretleri ortalamasının düşmesine neden oluyor. Genç öğrenci nüfusun özellikle hizmetler sektörünün fazlaca nitelik gerektirmeyen işlerine talip olduklarını söyleyebiliriz.

Bu arada bir tespitimi daha iletmeliyim. İstihdam yaratacağı vaveylaları ile açılan / açtırılan büyük alışveriş merkezlerinin (AVM’lerin) Eskişehir’de yarattığı ek istihdamın yüzde 5-6’dan daha fazla olmadığı biliniyor. Bu küçük oranın ciddi bir bölümünü kısmi zamanlı olarak çalışan öğrencilerin doldurduğu düşünülürse; AVM’lerin istihdam anlamında (yerel yöneticilerimiz tarafından aksi iddia edilmesine karşın) beklenen genişlemeyi sağlayamadığını kolaylıkla görürüz.

Eskişehir’de yaşanan istihdam sorununun tümüyle iş / pozisyon yetersizliği nedeniyle oluştuğu gibi bir yanlışa düşmemek gerekir. Ekonomik işletmelerin insan kaynağı ile ilgili sorunları araştırıldığında; pek çoğunda boş pozisyonların olduğu görülür. İşletme sahipleri ve yöneticileri proje mantığına hakim mühendis, nitelikli yönetici, yetkin mavi yakalı personel bulamadıklarından şikayet etmekteler.

Bu durumda aklımıza şu soru geliyor: Her yıl mezun olan genç mühendisler, iktisatçılar, işletmeciler veya diğer diploma sahipleri ile ilgili sorun nedir? İşletme yöneticileri neden bu genç insanları tercih etmiyorlar? Nedenini yukarıda özetlemiştim. İşletmeler için işe başvuru yapanın diploma sahibi olması yeterli değil.

Eksik olan nedir? Eksiklik ve zafiyet, okulda verilen derslerin ve yapılan uygulamaların işe kısa zamanda uyum sağlamak için yeterli olmayışıdır. Orta ve yüksek düzeyli okulların teorik ve uygulamalı müfredatları, iş dünyasının talep ve beklentilerinin gerisinde kamış gibi görünüyor. Bu nedenle ya üniversiteler müfredat olarak bir farklılaşmaya gidecek ya da kentte diploma sonrası uygulamalı eğitim veren yeni mekanizmalar oluşturulacak.

Şu an Eskişehir’de gerçekleştirilen iş ve meslek eğitiminin özellikle uygulama açısından zayıf ve eksikli olduğunu görmek için bir soruşturma yapmaya gerek yok. Diğer yandan hangi alanlarda uygulamalı yetkinlik gerektiğinin ciddi biçimde araştırılması gerekiyor. Tabii ki; bu soruşturmanın ardından da elde edilen sorunlara çözüm olacak uygulamalı eğitim sürecine girilmek zorunda.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Ekonomik Büyüme ve İşsizlik

Ekonomik Büyüme ve İşsizlik

Gürcan Banger

Ülkemizde sıklıkla yaşadığımız ekonomik krizler toplum olarak bizde bir yanılsama yarattı. Yaşadığımız ekonomik ve sosyal sorunların bu krizlerden kaynaklandığını zanneder olduk. Pazardaki pahalılığın, evdeki geçim sıkıntısının veya yakın çevremizdeki işsizliğin nedenlerini kriz(ler)e bağlamak kolayımıza mı geliyor acaba? Gerçekten bugün yaşamakta olduğumuz sıkıntıların nedeni şu veya bu ülkeden kaynaklanan krizler midir? Bunlar olmasaydı ülkemizin ekonomisi güllük gülistanlık mı olacaktı? Belki de yapısal bazı sorunlar var ve biz bu gerçeği yanılsamalı ve yanlış bakış açımız nedeniyle göremiyoruz.

Bilim çevrelerinde zaman zaman ülkemizin ekonomisini ilgilendiren araştırmalar yapılıyor. Bunların bir grubu da ülke ekonomisinin büyümesi ile işsizlik arasındaki ilişkiyi araştırmakla görevlendirmiş kendini. Ekonomik büyüme ile istihdam arasında ilişki araştırıldığında; akla ilk gelen büyüme ile birlikte istihdamın artması ya da bir diğer deyişle büyümeye bağlı olarak işsizliğin azalmasıdır. Ama ne yazık ki; kazın ayağı öyle değil.

Genel olarak Türkiye ekonomisi tarihsel süreç içinde incelendiğinde; sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanamadığı ve işsizlik sorununun umut verir biçimde çözüm yoluna giremediği gözleniyor. Ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmamasının ve işsizliğin süreğen bir sorun hale gelmesinin kendi başına (muhtemelen zaman zaman da ilişkili olabilen) nedenleri var.

Ekonomik büyüme ile işsizlik oranı arasında ilişkiyi bulmaya yönelik çalışmalar, karşılıklı nedenselliği ortaya koyan sağlıklı bir sonuca ulaşmıyor. Tarihsel süreç içerisinde ekonomik büyüme ile işsizlik oranı arasında (olumlu veya olumsuz) sağlam ve sağlıklı bir ilişki görmek mümkün değil.

Biraz daha detay vermem gerekirse; işsizliğin azaldığı dönemlerde ekonomide de büyüme gözlenirken, ekonominin büyüdüğü her dönemde işsizlik oranının düştüğünü söylemek mümkün değil. Bir başka biçimde söylersek; işsizlik ile ekonomik büyüme arasında bir ilişki bulunabilirken, büyüme ile işsizlik arasında kabul edilebilir bir ilişki gözlenemiyor. Gerçekten 2000’li yıllardaki büyüme ve işsizlik istatistikleri incelendiğinde; yüksek büyüme sağlanan dönemlerde bile son derece yüksek işsizlik oranlarının varlığı gözlenmiştir. Bu durum da büyüme ve işsizlik arasındaki ilişkisizliği açıklayan kanıt olmaktadır.

Kendimize büyüme ve işsizlik arasındaki ilişkisizliğin anlamını ve açıklamasını sormak zorundayız. İstatistik olarak gözlenen bu manzara, ülke ekonomisinde uygulanan (başta büyüme olmak üzere) makro ekonomik politikaların yanlışlığına açık biçimde işaret etmektedir. Konuya üretim faktörleri açısından baktığımızda; bu türden bir büyüme tarzının ancak emeğin durumunu dikkate almayan sermaye yoğun yaklaşım olabileceğine işaret ediyor. Bu sonuç, ekonominin oluşturduğu değerin büyük bölümünün, işgücü aleyhine olacak biçimde sermaye tarafından elde edildiğini kanıtlıyor.

Bu arada ülkenin üretim yapısında (tüm sorunlara rağmen) teknoloji kullanımın giderek arttığı ve üreticilerin maliyet düşümünü sağlamak üzere düşük istihdamlı tercihlere yöneldiği gerçeğini de göz önünde tutmalıyız. Adeta bugünkü küresel sert rekabetin tüm yükü ve sorumluluğu işgücünün sırtına yüklenmektedir. İşgücü de bunun bedelini daha fazla işsiz kalarak ödemektedir.

Ülkemizde başta sanayi sektörlerinde olmak üzere nitelikli emek sorunu olduğunu kabul etmemek mümkün değil. Ama bu duruma bulunacak çözüm de istihdamsız büyüme olmamalı. Eğitim kurumlarından başlayarak iş ve yaşam alanlarında meslek içi ve yaygın eğitimi dikkate alarak insan sermayesinin kalitesini artırmak durumundayız. Artık kamu ve özel sektör, bir işletmenin en değerli varlığının insan olduğunu ve işsiz ekonomik büyüme olmaması gerektiğini kavramak zorundadır.

İstihdamsız Ekonomik Büyüme

İstihdamsız Ekonomik Büyüme

Gürcan Banger

İstanbul’daki deri fabrikalarının Kazlıçeşme’den Tuzla’ya taşınmasından önceydi. Tuzla’daki yeni tesislerin arıtma sisteminin ihalesi yapılacaktı. Eskişehir’den konuyla yakından ilgilenen bir grupla beraber bir yabancı firma ile görüşmek üzere Ankara’ya gitmiştik. Ankara’da artıma konusunda dünya çapında üne sahip bir firmanın Fransız mühendisi ile görüşmüştük.

Söz konusu firma çok farklı ülkelerde arıtma tesisleri yapmıştı. Fransız mühendis, yaptıkları örneklerden söz etti. Bunlardan birisini biraz abartıp komikleştirerek anlattı. Hindistan’da tam otomatik bir artıma tesisi yapmayı planlamışlar. Hintli yöneticilere anlatırken de; “Bir düğmeye basacaksınız, su arınmış olacak” şeklinde ifade etmişler. Bunun üzerine Hintli yönetici ilginç bir cevap vermiş: “Peki; biz bu kadar işsiz insanı ne yapacağız?” Böylece arıtma tesisi daha fazla istihdam yaratacak biçimde yeniden tasarlanmış.

Hikâyenin aklımda kalan kısmı böyle... Ben naklettim; elçiye zeval olmaz. Ama bu küçük anekdot bir gerçeği içeriyor: Nüfusun yüksek ve işsizliğin yaygın ülkelerde çözülmesi gereken istihdam. Doğrusu; şu sıralar işsizlik konusunda çözüm getirmeyen ekonomik büyüme planlarına daha bir kuşkuyla bakar oldum. Nüfusun büyük kısmının harcayacak geliri olmazsa, yaratılan ulusal zenginlikten pay alma imkânı olmazsa, ekonomik büyümenin vatandaşa ne yararı olacak ki? Evet, ekonomi büyümeli ama vatandaşın da gelir elde edeceği işi olmalı.

İstihdama özen göstermeyen büyüme modelleri, gelişmiş Batılı ülkelerde çok daha yaygın. Verimlilik ve maliyet düşürme adına biteviye vatandaşı ve çalışanı dikkate almayan planlama ve yönetim yaklaşımları geliştiriliyor. Üretim yönetimi anlayışlarının istihdamı da gözetmesi gereği sürekli olarak ‘kapitalist kâr’ adına göz ardı ediliyor. Bizim gibi ülkelerde de rekabetçi olabilmek için aynı yolu denemeye çalışırken, büyük genç nüfusun varlığı -bilerek veya sehven- gözden kaçırılıyor.

Ülkemizdeki durum ise Batılı ülkelerden daha iç açıcı değil. Resmî değerlerle bile asla yüzde 10’un altına inmeyen işsizlik süreklilik arz ediyor. Sürekli işsizlik ise kalıcı yoksulluğun dönüşmenin araçlarından birisi olarak görünüyor. Ekonominin yaşadığı her kriz sonrasında işsizlik ve yoksulluk arasındaki sağlam bağ bir kez daha gözler önünde sergileniyor.

Ülkemizde yaşanan işsizliğin en önemli nedenlerinden birisini 1950’lerden bu yana etkin biçimde yaşanmakta olan sosyal göç oluşturuyor. Sürekli olarak düşük verimli ve getirili tarım kesiminden kopup gelen işgücü kentlere akıyor ve resmî ve gayri resmi olarak hizmetler sektörünün şişmesine neden oluyor. Gelişmiş ülkelerde çağın bir gereği olarak algılanan yüksek oranlı hizmetler sektörü, ülkemizde gizli işsizliğin saklandığı bir kategori olarak dikkat çekiyor.

Ne yazık ki; işsizliğin merkezî anlamda çözülmesini sağlayacak etkin makro politikalar üretilemiyor. İktidarın “Her işletme bir işçi alsa işsizlik çözülür” gibi ‘cin fikirlere’ yönelmesinin altında da bu makro politika yetersizliği yer alıyor. Buna işletmelerin verimlilik ve kârlılık adına daha az işçi ile çalışma yönelimi de eklenince işsizlik, süreğen bir sorun olarak karşımızda durmaya devam ediyor.

İşsizlik konusunun çözümünde bölgesel veya yerel alana indiğimizde; yerel yönetimlerin çözüm çabalarını izliyoruz. Ama bu çözümlerde niteliksiz işgücünü kurslarla beceri sahibi yapmayı hedeflemekten öteye geçmiyor. Bu tür eğitim faaliyetlerine dâhil olmuş vatandaşların ancak pek azı, gerçek anlamda bir iş ve gelir sahibi olabiliyorlar. Dolayısıyla yerel düzeyde de istihdama ve işsizliğin azaltılmasına yönelik çok daha etkin politikalara ihtiyaç var.

Özetlersek; ülkemiz bugüne kadar benimsediği “yüksek büyüme – düşük istihdam” yaklaşımını, istihdamı da bir kriter olarak ele alan yeni bir modelle değiştirmek zorunda… Aksi durumda işsizlik, için için yanan bir yanardağ gibi patladığında ekonomiyi ve sosyal yaşamı darmadağın edecek bir durum arz ediyor.