Sorunlar, Kadınlar, Erkekler ve Yaşam Sevinci
Gürcan Banger
Pek çoğumuz, yaşamımızdaki olumsuzlukları basit anlamda kader olarak anlayıp düzeltmek için çaba göstermeyi akıl etmeyiz. Hâlbuki isteklerimiz ve özlemlerimiz önemlidir ama en az o kadar da emek vermek gereklidir.
Ondan şikâyet, bundan şikâyet
“Ben sevgi dolu bir insanım ama sevenim yok” diye yakınırız. Kendimizin sevgi ifade modelimizi gözden geçirmek aklımıza gelmez. “Ben yetenekli bir insanım ama değerlendirebileceğim fırsatlar yok” diye sızlanırız. Ama yetenek ve becerilerimizi değerlendirebilecek fırsatlar yaratmak için gerekli araştırma çabasını göstermeyiz.
“Onların çok parası var ama ben meteliğe kurşun atıyorum” diye dertleniriz. Ama güzel bir yaşam için gerekli parayı elde edecek girişimlerde bulunmaktan korkarız. Kazancın kaynağının akılla donatılmış risk ve girişimcilik olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. “Ben zavallı bir insanım; hep veriyorum ama karşılığında bir şey alamıyorum” diye hayıflanırız. Ama yaptığımızın fedakârlık mı yoksa kendini harcamak mı olduğunu düşünmeyiz bile. Kendi karanlığımıza düşüp ilişkilerimizde neleri yanlış yaptığımızı sorgulamayız. Çoğu zaman ruh halimizi iyileştirmek için yardım almak, bu yönlü çaba göstermek zor gelir.
“Şu zaman şu fırsatı değerlendirseydim şimdi çok daha iyi mevkilerde olacaktım” diye başımızı duvarlara vururuz. Ama bu karamsarlığın önümüzdeki yeni fırsatları ve şansları görmemize engel olduğunu fark etmeyiz. Yaşamın bir ayna olduğunu, onun önünde nasıl durursan bunu sana yansıttığını doğru biçimde kavramayız.
“Gücümü yitirdim, elimden bir şey gelmiyor” diye kendimizi atalete teslim ederiz. Ama bizden çok daha olumsuz koşullarda başarılı olan insanların bulunduğunu göremeyiz. Yaşamın en ağır koşullar da bile devam ettiğini fark etmeyiz. Yaşamın bizzat kendisinin bir şans olduğunu göremeyiz.
Önyargılar ve olumlu olmak
Yaşamda başarının birinci koşulu, olumlu olmayı başarmaktır. Geleceğe ümitle ve sevinçle bakabilmeyi becermemiz gerekir. Yaşama gülümsediğimizde yaşam da bize gülümseyecek ve fırsatları görmemizi sağlayacaktır.
Erkekler ve kadınlar, basit kabullerle önyargılı olmak yerine birbirlerini anlamayı deneseler her şey çok daha kolay olurdu diye düşünürüm. Cinsler arası ilişkilerimizde yapabileceğimiz hataların ilki ve en vahimi, erkeklerin ve kadınların sorunlara yaklaşımlarının aynı olduğunu kabul etmek olur. Örneğin genelde erkekler çözüm yönelimlidirler. Sanki bu özellik, onların genlerine kodlanmıştır. Pek çok kadın, bir erkeğin neden iç dünyasına döndüğünü kavrayamaz. Bu sırada erkek, kendi iç dünyasında sorununa çözüm bulmakla meşguldür.
Sorunu kendisiyle tartışma ve çözme sürecine girmiş erkekle, kadının iletişim kurmayı zorlaşır. Bu süreçte “Neden böyle yapıyor, anlamıyorum” sözcüklerini pek çok kadının ağzından duyabilirsiniz.
Sorunlu erkek
Erkeğin sorununa çözüm bulamadığı durumda davranışı daha ilginçtir. Çözümsüzlük durumunda kendi iç dünyasından dışa döner ve yakınındaki kadınla konuşmak yerine sorununu tartışabileceği bir erkek arayışı içine girer. Bu durumda yine kadının dudakları arasında dökülen sözcükler aynıdır: “Neden böyle davranıyor, anlamıyorum.” Aslında anlaşılacak pek de fazla bir şey yoktur. Bu erkeğin sorunlara yaklaşım biçimidir ve kesinlikle kadınların yaklaşımından farklıdır.
Ve kadın
Sorunu paylaşma konusunda erkekler ve kadınlar farklı tarzlara sahiptir. Erkeğin sorununu paylaşacak bir arkadaş aramasındaki temel fikir, bir çözüm bulabilmektir. Sorununu bir erkek arkadaşı ile paylaşan erkek, sorunun çözülmesi yolunda yeni fikir arayışları içindedir.
Bir kadının sorun karşısındaki arayışı ise tamamen farklıdır. Pek çok erkek, bir kadının sorununu anlattığında bir çözüm aradığını düşünür. Hâlbuki kadınların sorunlarını paylaşmalarının nedeni, genelde sadece birisinin kendilerini dinlemesi içindir. Çözümden çok önce, sorunu anlatarak paylaşma ihtiyacındadır kadın.
Böyle bir durumda erkeğin konuşmasını keserek çözümler önermesini değil, aksine ilgi ve sabırla kendisini dinlemesini ister. Hatta kendisine hak verilmesini ister. Ama bu anlatım sırasında erkekler, kadınları kendileri gibi sanarak çözümler önermeye başlayınca kadın, dinlenip ciddiye alınmadığı duygusuna kapılmaya başlar. Pek çok kadın bu durumu “Sen beni ciddiye almıyorsun” sözcükleriyle ifade eder.
Kadının, sorununu (öncelikle) sadece anlatmak istemesinin ardında, bir süre bu üzüntü ile yaşamak istemesi de vardır. Erkekler bu ruh halini anlamadıkları için derhal çözüm önerilerinde bulunurlar. Kadınlar da bu yaklaşımdan pek hoşlanmazlar.
Kadınlarla başarılı ve sağlıklı ilişkileri olan erkeklerin anladıkları en can alıcı nokta budur. Tabii ki, aynı başarıyı erkek bakış açısını bilen kadınlar için de söyleyebiliriz.
Çözüm ellerimizde
Tekrar edelim. Erkekler ve kadınlar sorunlarına farklı yaklaşırlar. Soruna dokunma modelleri hakkında bilgi olduğumuzda erkekler ve kadınlar, “anlaşılmaz yaratıklar” olmaktan kurtulacaklar. Çözüm, tamamen bizim ellerimizde...
Erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Mart 2011 Cuma
16 Şubat 2011 Çarşamba
Bir Kutlama Sonrasında Kadın ve Erkek
Bir Kutlama Sonrasında Kadın ve Erkek
Gürcan Banger
Sevgililer Günü geride kaldı. Sevdiği olmayanlar yalnızlığı ya da bağlanacak gönül meselesini, sevdalılar ise gönül sarhoşluğunu bir başka vesileye kadar ertelediler. Ticaret dünyası da sevgililere yeni satışlar için yeni fırsatları gözlemeye başladı. Bu durgun sularda geriye dönüp Sevgililer Günü gibi bir kutlamanın arka planına, yani kadına ve erkeğe olabildiğince objektif olmaya çalışarak bakmayı deneyebiliriz.
Ekonomi
Kadınların ekonomik sektörlerde girişimci, kendi işinin sahibi veya işgören (başkasının işinde çalışan) olarak aktif olarak iş dünyasının içinde bulunmaları önemli... Bu dikkate almanın altında kadınları sosyal değişimin temel güçleri arasında görmemden kaynaklanıyor. Çünkü kadınların erkek egemen bozuk düzeni değiştirmek için çok fazla nedenleri var.
Ama bir yandan da; ekonomik etkinliklerde bulunurken bir erkek kimliğine bürünmelerini garip karşılıyorum. Bugün adeta kadının başarısı olarak algılanıyor. Bir kadının iş dışında sosyal ve duygusal alanlarda da özgün başarılara imza atabileceği unutuluyor. Bu zafiyette kadınlar hatanın büyük ortağı olmaya devam ediyorlar.
Arkadaş ve eş
Başka ilginç noktalar da var. Bir kadın için evlilik ve bir eş, en ciddi yaşamsal başarı göstergeleri arasındadır. En azından kadınlar, erkekleri ve evliliğin kendileri için ne anlama geldiğini fark edinceye kadar böyledir.
Çoğu kadın için bir erkek arkadaş ve bir eş olmadan sürdürülecek bir yaşam, hayal edilmesi dahi yasaklanmış olan bir durumdur. Hafta sonları bile böyle değil midir? Sosyal yaşam endeksi yüksek illere veya gelişkin üniversiteleri var olan kentlere bakarak yanılmayın. Öyle yerleşimler var ki; bekâr bir genç kız için kız arkadaşı ile sinemaya gitmek veya bir kafede oturup sohbet etmek zor bir seçenektir. İlla ki, evlilik ihtimali bulunan bir erkek arkadaş ile geçirilecektir hafta sonu.
Değerli olmak
Erkek kültürünün egemen olduğu toplumda; kadınlar kendilerini değerli ve önemli hissetmek için neden daima bir erkeğin bu değeri ve anlamı biteviye tekrar etmesini ve onaylamasını beklemeye şartlandırılırlar. Hiç kuşkusuz; bir kadının kendini değerli bulmasının yolu, herhalde bunu bir erkeğe onaylatmak olmamalıdır.
Bir kadının kendi benliğine değer vermeyi ve saygı duymayı öğrenmesi, piyasada sıklıkla bulunabilen bir kişisel gelişim kitabından öğrenilebilecek kolaylıkta değildir. Bunun için bir kitap okumaktan daha fazla emek harcamak gerekir. Eğer bir kadın, erkeklerin koyduğu kriterler dışında bir erkeğin onayına ihtiyaç duymadan kendini değerli ve anlamlı buluyorsa, bu durumda kendini geliştirmede önemli adımlar atmış demektir.
Aşk meselesi
Ne yazık ki; (erkekler için de benzer olmakla birlikte) kadınların yanıldıkları noktalardan birisi de ortalama kadın ile erkek duygu ve davranış modellerinin birbirlerinden farklı olduğunu unutmaları… Bir kadın, kendi etki-tepki modelinin bir yansısını erkekte görmek isteyebiliyor. Hâlbuki bir erkek, iyi parlatılmış bir ayna değildir. Genellikle kadının gönderdiği iletilerin büyük kısmını kendi iç dünyasında yutar ve pek az iletiye doğrudan cevap verir. Kadın cevapsızlık ve tepkisizlik modeline karşı istediği cevapları alabilmek için duygu taarruzunu artırır; bu da kadının kendini erkeğe göre tanımlama sürecindeki köleleşmesini hızlandırır.
Tamamlayıcılık anlamında kadın ve erkek, siyah ile beyaz gibidir. Bir cinsi diğerinden ayırarak anlamak, algılamak mümkün değildir. Ama bir kadının öz değeri, kendi başına anlamı bir erkeğin onaylamasına ihtiyaç duyulmayacak bir niteliktir. Kadın, önce kadın olduğu için değerli olduğunu bilmelidir.
Çocuk ve anne
Cinsiyet ayırmadan bir insanı iyi tanımanın yolu onun çocukluğu hakkında yeterli bilgi sahibi olmaktan geçer. Korku başta olmak üzere insanı sürükleyen kalıcı temel duyguların büyük çoğunluğu çocukluk yıllarında oluşuyor sanırım. Hatta öyle ki çocuklukta edinilen pek çok yapısal özelliği sonraki yıllarda değiştirmek mümkün olmuyor.
Bir erkeğin ruhunun oluşmasının da en ciddi mimarlarının başında o kişinin annesi gelir. Onu besleyen, fiziksel ve ruhsal gelişiminin en ufak ayrıntılarına varıncaya kadar onunla ilgilenen ve onun bir erkek olarak yetişmesindeki en önemli etken annesidir. Bizim toplumumuzda (tüm sosyal değişime rağmen) baba, genelde para kazanan ve mekân olarak evin dışında olduğu bilinen kişidir. Genelde ev dışında olduğu için baba, çocuk için anneye oranla daha zor tanınabilen bir figürdür. Bildiğiniz gibi küçük çocuklar, bu durumun bir kanıtı olarak konuşmaya anne diyerek başlarlar.
Yine ilginç bir tespit olarak, kadınların erkekler hakkında en çok şikâyet ettikleri bazı özelliklerinin edinilmesinde annelerinin çok ciddi katkıları var. Yaşadığımız dönemde balarlar da çocukları ile eskiye oranla daha fazla ilgilenmeye başladılar; ama bu olgu bile çocukluk sürecinde erkekler üzerindeki anne veya bayan öğretmen olarak kadın etkisinin sonuçlarını değiştiremedi.
Anne ve çocuk
Müzik, notalardan oluşan bir demet değildir. Müzik, peş peşe gelen notaların yarattığı farklılık ve bazen de aynılık ilişkisidir. Bir başka deyişle müzik, notanın notayla ve sessizlikle iletişimidir. Bir erkek çocuğun karakterinin oluşumunda annesinin etkileri de çocuğun annesi ile ilişkisine, özetle iletişim mesafesine bağlıdır.
Bir erkek olarak annesinin etkilerinden kurtulamayan kişi, cinsel kimliğini geliştirmekte ciddi sorunlarla karşılaşabilir. Anne ile olan mesafe ilerleyen zamanda doğru ayarlanamazsa sonuç, kendini bir ana kuzusu olarak gösterir. Bir anne kuzu ise bu karakterini yaşamının tüm aşamalarında kadınlarla ilişkilerinde ortaya koyar. Annelerine benzeyen kadınlarla birlikte olmayı, evlenmeyi tercih eden erkeklerin davranışlarında bu özellik genelde egemendir. Hastalandığında eşinden bebek gibi bakılmayı bekleyen, ilk zor durumda annesini arayan, “Ağlarsa anam ağlar” diyen erkek ruh yapısının altındaki gerçek budur.
Anneye benzeyen kadın
Bir erkeğin karşı cinsle olan ilişkilerini anlamak isterseniz, sanırım buna iyi başlangıç yapmanın yollarından birisi onun annesini tanımaktır. Bir kadın ile ilişkisinde tutarlı davranamayan veya ilişkisinde süreklilik sağlayamayan erkeğin kafasında annesi bir mihenk taşı olarak daima durur. Erkekler için kadınları tanımanın yollarından birisi kendi annesi ile karşılaştırmaya çalışmaktır. Annesine benzeyen kadınlar genelde güven verirken, benzemeyenler hakkında değer yargılarını kolayca geliştiremezler.
Bu satırları bir ruh sağlığı uzmanı yaklaşımıyla yazmıyorum. Yaşamda dikkatimi çeken bazı gözlemlerimi aktarmaya çalışıyorum. Kadınların yaşamlarında babalarının rolü ne denli büyükse, erkeklerin yaşamsal seçimlerinde de annelerinin varlığı, öğrettikleri ve onunla olan ilişkileri o denli etkili oluyor.
Gürcan Banger
Sevgililer Günü geride kaldı. Sevdiği olmayanlar yalnızlığı ya da bağlanacak gönül meselesini, sevdalılar ise gönül sarhoşluğunu bir başka vesileye kadar ertelediler. Ticaret dünyası da sevgililere yeni satışlar için yeni fırsatları gözlemeye başladı. Bu durgun sularda geriye dönüp Sevgililer Günü gibi bir kutlamanın arka planına, yani kadına ve erkeğe olabildiğince objektif olmaya çalışarak bakmayı deneyebiliriz.
Ekonomi
Kadınların ekonomik sektörlerde girişimci, kendi işinin sahibi veya işgören (başkasının işinde çalışan) olarak aktif olarak iş dünyasının içinde bulunmaları önemli... Bu dikkate almanın altında kadınları sosyal değişimin temel güçleri arasında görmemden kaynaklanıyor. Çünkü kadınların erkek egemen bozuk düzeni değiştirmek için çok fazla nedenleri var.
Ama bir yandan da; ekonomik etkinliklerde bulunurken bir erkek kimliğine bürünmelerini garip karşılıyorum. Bugün adeta kadının başarısı olarak algılanıyor. Bir kadının iş dışında sosyal ve duygusal alanlarda da özgün başarılara imza atabileceği unutuluyor. Bu zafiyette kadınlar hatanın büyük ortağı olmaya devam ediyorlar.
Arkadaş ve eş
Başka ilginç noktalar da var. Bir kadın için evlilik ve bir eş, en ciddi yaşamsal başarı göstergeleri arasındadır. En azından kadınlar, erkekleri ve evliliğin kendileri için ne anlama geldiğini fark edinceye kadar böyledir.
Çoğu kadın için bir erkek arkadaş ve bir eş olmadan sürdürülecek bir yaşam, hayal edilmesi dahi yasaklanmış olan bir durumdur. Hafta sonları bile böyle değil midir? Sosyal yaşam endeksi yüksek illere veya gelişkin üniversiteleri var olan kentlere bakarak yanılmayın. Öyle yerleşimler var ki; bekâr bir genç kız için kız arkadaşı ile sinemaya gitmek veya bir kafede oturup sohbet etmek zor bir seçenektir. İlla ki, evlilik ihtimali bulunan bir erkek arkadaş ile geçirilecektir hafta sonu.
Değerli olmak
Erkek kültürünün egemen olduğu toplumda; kadınlar kendilerini değerli ve önemli hissetmek için neden daima bir erkeğin bu değeri ve anlamı biteviye tekrar etmesini ve onaylamasını beklemeye şartlandırılırlar. Hiç kuşkusuz; bir kadının kendini değerli bulmasının yolu, herhalde bunu bir erkeğe onaylatmak olmamalıdır.
Bir kadının kendi benliğine değer vermeyi ve saygı duymayı öğrenmesi, piyasada sıklıkla bulunabilen bir kişisel gelişim kitabından öğrenilebilecek kolaylıkta değildir. Bunun için bir kitap okumaktan daha fazla emek harcamak gerekir. Eğer bir kadın, erkeklerin koyduğu kriterler dışında bir erkeğin onayına ihtiyaç duymadan kendini değerli ve anlamlı buluyorsa, bu durumda kendini geliştirmede önemli adımlar atmış demektir.
Aşk meselesi
Ne yazık ki; (erkekler için de benzer olmakla birlikte) kadınların yanıldıkları noktalardan birisi de ortalama kadın ile erkek duygu ve davranış modellerinin birbirlerinden farklı olduğunu unutmaları… Bir kadın, kendi etki-tepki modelinin bir yansısını erkekte görmek isteyebiliyor. Hâlbuki bir erkek, iyi parlatılmış bir ayna değildir. Genellikle kadının gönderdiği iletilerin büyük kısmını kendi iç dünyasında yutar ve pek az iletiye doğrudan cevap verir. Kadın cevapsızlık ve tepkisizlik modeline karşı istediği cevapları alabilmek için duygu taarruzunu artırır; bu da kadının kendini erkeğe göre tanımlama sürecindeki köleleşmesini hızlandırır.
Tamamlayıcılık anlamında kadın ve erkek, siyah ile beyaz gibidir. Bir cinsi diğerinden ayırarak anlamak, algılamak mümkün değildir. Ama bir kadının öz değeri, kendi başına anlamı bir erkeğin onaylamasına ihtiyaç duyulmayacak bir niteliktir. Kadın, önce kadın olduğu için değerli olduğunu bilmelidir.
Çocuk ve anne
Cinsiyet ayırmadan bir insanı iyi tanımanın yolu onun çocukluğu hakkında yeterli bilgi sahibi olmaktan geçer. Korku başta olmak üzere insanı sürükleyen kalıcı temel duyguların büyük çoğunluğu çocukluk yıllarında oluşuyor sanırım. Hatta öyle ki çocuklukta edinilen pek çok yapısal özelliği sonraki yıllarda değiştirmek mümkün olmuyor.
Bir erkeğin ruhunun oluşmasının da en ciddi mimarlarının başında o kişinin annesi gelir. Onu besleyen, fiziksel ve ruhsal gelişiminin en ufak ayrıntılarına varıncaya kadar onunla ilgilenen ve onun bir erkek olarak yetişmesindeki en önemli etken annesidir. Bizim toplumumuzda (tüm sosyal değişime rağmen) baba, genelde para kazanan ve mekân olarak evin dışında olduğu bilinen kişidir. Genelde ev dışında olduğu için baba, çocuk için anneye oranla daha zor tanınabilen bir figürdür. Bildiğiniz gibi küçük çocuklar, bu durumun bir kanıtı olarak konuşmaya anne diyerek başlarlar.
Yine ilginç bir tespit olarak, kadınların erkekler hakkında en çok şikâyet ettikleri bazı özelliklerinin edinilmesinde annelerinin çok ciddi katkıları var. Yaşadığımız dönemde balarlar da çocukları ile eskiye oranla daha fazla ilgilenmeye başladılar; ama bu olgu bile çocukluk sürecinde erkekler üzerindeki anne veya bayan öğretmen olarak kadın etkisinin sonuçlarını değiştiremedi.
Anne ve çocuk
Müzik, notalardan oluşan bir demet değildir. Müzik, peş peşe gelen notaların yarattığı farklılık ve bazen de aynılık ilişkisidir. Bir başka deyişle müzik, notanın notayla ve sessizlikle iletişimidir. Bir erkek çocuğun karakterinin oluşumunda annesinin etkileri de çocuğun annesi ile ilişkisine, özetle iletişim mesafesine bağlıdır.
Bir erkek olarak annesinin etkilerinden kurtulamayan kişi, cinsel kimliğini geliştirmekte ciddi sorunlarla karşılaşabilir. Anne ile olan mesafe ilerleyen zamanda doğru ayarlanamazsa sonuç, kendini bir ana kuzusu olarak gösterir. Bir anne kuzu ise bu karakterini yaşamının tüm aşamalarında kadınlarla ilişkilerinde ortaya koyar. Annelerine benzeyen kadınlarla birlikte olmayı, evlenmeyi tercih eden erkeklerin davranışlarında bu özellik genelde egemendir. Hastalandığında eşinden bebek gibi bakılmayı bekleyen, ilk zor durumda annesini arayan, “Ağlarsa anam ağlar” diyen erkek ruh yapısının altındaki gerçek budur.
Anneye benzeyen kadın
Bir erkeğin karşı cinsle olan ilişkilerini anlamak isterseniz, sanırım buna iyi başlangıç yapmanın yollarından birisi onun annesini tanımaktır. Bir kadın ile ilişkisinde tutarlı davranamayan veya ilişkisinde süreklilik sağlayamayan erkeğin kafasında annesi bir mihenk taşı olarak daima durur. Erkekler için kadınları tanımanın yollarından birisi kendi annesi ile karşılaştırmaya çalışmaktır. Annesine benzeyen kadınlar genelde güven verirken, benzemeyenler hakkında değer yargılarını kolayca geliştiremezler.
Bu satırları bir ruh sağlığı uzmanı yaklaşımıyla yazmıyorum. Yaşamda dikkatimi çeken bazı gözlemlerimi aktarmaya çalışıyorum. Kadınların yaşamlarında babalarının rolü ne denli büyükse, erkeklerin yaşamsal seçimlerinde de annelerinin varlığı, öğrettikleri ve onunla olan ilişkileri o denli etkili oluyor.
Etiketler:
Duygusal ilişki,
Erkek,
Gürcan Banger,
Kadın
28 Aralık 2010 Salı
İletişim Sanallaşırken Erkek ve Kadın
İletişim Sanallaşırken Erkek ve Kadın
Gürcan Banger
Başta İnternet olmak üzere gelişen teknoloji, insanlar arası iletişimi ve giderek ilişkileri sanal hale getirdi. Yüz yüze konuşmaların ve insan insana yakınlaşmanın yerini sanal tabanlı iletişim aldı.
İletişim, örneğin İnternet ortamındaki gibi sanal olsa bunun ne zararı var diye sorabilirsiniz. Yüz yüze iletişimde ve yakın ortamda ilişkide gönderilen mesaj dışında bir de beden dilinin ilettikleri var. Böyle ortamlarda gözleri, elleri ve beden hareketlerini okuyarak anlama ve algılama başarımızı artırıyoruz. Diğer yandan sanallık, beden dilinin özelliklerini izlenemez hale getiriyor. Böylece algılama ve yorum yapma yetimizin ihtiyacı olan önemli verilerden uzak kalıyoruz. Bu nedenle sanal iletişimin tarafları olan kişiler de kendilerini olduklarından çok daha farklı tanıtabiliyorlar. Bir anlamda sanallık, kişinin gerçekliğini gizliyor.
Sanallık, yeni sayılabilecek bir durum. Diğer yandan iletişimi ve ilişkiyi zorlaştıran bir diğer hastalık ise çok daha eskilere ait. Örneğin karşı cinslerin iletişiminde böyle bir sıkıntı sıklıkla ortaya çıkıyor. Karşı tarafa ön yargılarla veya kulaktan dolma bilgilerle yaklaştığımızda onu yanlış tanıma ve değerlendirme gibi bir sonuç oluşuyor. Bu durumun bir nedeni, karşı cinslerin anatomik yapılarından ve sosyal kültürden gelen özelliklerinin farklı olduğuna dikkat etmemektir. Kadın veya erkek; her ikisi de insan türüne ait olmakla birlikte aynı değiller. Onları aynı kabul etmek, daha baştan hata yapmak anlamına geliyor.
Hiç kuşkusuz; kadınlar ve erkekler için kesin çizgileri olan kimlik profilleri çizmek doğru olmaz. Ama yapılan bilimsel araştırmalar, (her ne kadar sosyal kültüre bağlı yönleri olsa da) her cinsiyetin kendine özgü birtakım baskın niteliklerini ortaya koyuyor. Bu nedenle cinsiyetleri, anatomik ve sosyal olarak birbirinden ayıran özellikleri bilmek, karşı cinsle iletişim kurmak için önemli ipuçları verir.
Her cinsiyet grubunun kendi içinde bazı kategoriler oluştuğunun da farkında olmak gerekir. Bu kategorilerin oluşması ise (kanımca) büyük ölçüde kişisel gelişimlerini nasıl bir aile ortamında sağladıklarına bağlı. Karakter özellikleri, aile ortamının nitelikleri ile anne ve babanın çocuk gelişimi konusundaki tercihlerinden büyük oranda etkileniyor. Ailenin ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri ile çocuğa yansıyan inanç yapısının önemli kişilik etkileri oluyor. Diğer yandan bizim toplumumuz açısından bakıldığında; erkeklerin baskın, kadınların ise itaat etmesi gereken pasif cinsiyet olarak yetiştirilmelerinin sosyal rol ve statülerini belirleyen etkisi var.
Buraya kadar özetlediğim genel çerçevenin nasıl gerginliklere yol açtığına ilişkin bir örnek vermek isterim. Fakat bu sözlerimin erkekleri veya kadınları genel anlamda etiketlemekten ziyade bir gözlem örneği oluşturduğunu belirtmek isterim. Her birey kendi genelleme ve soyutlamalarını kendisi yapmalıdır. Bu nedenle “erkeklerin kadınlarını algılayışını” ifade edecek olan sözlerimi yorumlarken, “bazı erkeklerin bazı kadınları algılayışı” olarak almak daha uygun olur.
Erkekler ve Kadınlar
Erkeklerin kadınları algılama modeli üzerinden örnekleyelim. Erkekler sürekli şikâyet eden ve sorun getiren kadınlardan hoşlanmazlar. Genelde erkeklerin şikâyet sandıkları, kadınların yalnızca paylaşma istemidir ama sonuçta oluşan durum, erkeklerin bunu şikâyet olarak algılamalarıdır. Bu olguyu fark etmeyen kadınlar, bir ‘şikâyet sahnesi’ oluşturmaya devam eder ve paylaşıma farklılık getirmeyi düşünmezler.
Erkekler kendilerinden sürekli bir şeyler isteyen kadınlardan hoşlanmazlar. İstenen şey haklı bir talep olsa bile isteklerin sıklıkla oluşuyor olması, erkekler için bir rahatsızlık nedenidir. Erkeğin değişmeyeceği durumlarda bile (işte, ailede veya duygusal ilişkide) kadının yaklaşım ve tarz değişikliği yapması ile daha uygun bir iletişim ve ilişki ortamı sağlanabilir.
Erkekler, baskın cinsiyet olarak yetiştirilmelerine rağmen her konunun kendi onaylarına sunulmasından hoşlanmazlar. Kadınların (zaman zaman da olsa) kendi inisiyatiflerini kullanarak kararlarını vermeleri veya tercihlerini yapmalarını isterler. Dolayısıyla karar anlamında paylaşımında da bir orta yol bulmak gerekir.
Özellikle duygusal ilişkide erkeğin ketum olduğundan ve sevgisini ifade edemediğinden şikâyet edilir. Ama ilginç biçimde erkeklerin de bu konuda kadınlardan şikâyetçi olduğu durumlar vardır. Bu nedenle erkekten güzel sözler bekleyen kadının, kendisinin aynı davranışı gösterip göstermediğine dikkat etmesi gerekir.
Sözün özü; bu saydıklarım, sadece örnek olması açısından verilmiş gözlemler… Hiç kuşkusuz; konuya kadın bakış açısından bakarak farklı gözlemlere ulaşılabilir. Önemli olan, karşılıklı tarafların birbirini anlamayı istemeleri ve bu konu için zaman ayırıp çaba sarf etmeleridir.
Gürcan Banger
Başta İnternet olmak üzere gelişen teknoloji, insanlar arası iletişimi ve giderek ilişkileri sanal hale getirdi. Yüz yüze konuşmaların ve insan insana yakınlaşmanın yerini sanal tabanlı iletişim aldı.
İletişim, örneğin İnternet ortamındaki gibi sanal olsa bunun ne zararı var diye sorabilirsiniz. Yüz yüze iletişimde ve yakın ortamda ilişkide gönderilen mesaj dışında bir de beden dilinin ilettikleri var. Böyle ortamlarda gözleri, elleri ve beden hareketlerini okuyarak anlama ve algılama başarımızı artırıyoruz. Diğer yandan sanallık, beden dilinin özelliklerini izlenemez hale getiriyor. Böylece algılama ve yorum yapma yetimizin ihtiyacı olan önemli verilerden uzak kalıyoruz. Bu nedenle sanal iletişimin tarafları olan kişiler de kendilerini olduklarından çok daha farklı tanıtabiliyorlar. Bir anlamda sanallık, kişinin gerçekliğini gizliyor.
Sanallık, yeni sayılabilecek bir durum. Diğer yandan iletişimi ve ilişkiyi zorlaştıran bir diğer hastalık ise çok daha eskilere ait. Örneğin karşı cinslerin iletişiminde böyle bir sıkıntı sıklıkla ortaya çıkıyor. Karşı tarafa ön yargılarla veya kulaktan dolma bilgilerle yaklaştığımızda onu yanlış tanıma ve değerlendirme gibi bir sonuç oluşuyor. Bu durumun bir nedeni, karşı cinslerin anatomik yapılarından ve sosyal kültürden gelen özelliklerinin farklı olduğuna dikkat etmemektir. Kadın veya erkek; her ikisi de insan türüne ait olmakla birlikte aynı değiller. Onları aynı kabul etmek, daha baştan hata yapmak anlamına geliyor.
Hiç kuşkusuz; kadınlar ve erkekler için kesin çizgileri olan kimlik profilleri çizmek doğru olmaz. Ama yapılan bilimsel araştırmalar, (her ne kadar sosyal kültüre bağlı yönleri olsa da) her cinsiyetin kendine özgü birtakım baskın niteliklerini ortaya koyuyor. Bu nedenle cinsiyetleri, anatomik ve sosyal olarak birbirinden ayıran özellikleri bilmek, karşı cinsle iletişim kurmak için önemli ipuçları verir.
Her cinsiyet grubunun kendi içinde bazı kategoriler oluştuğunun da farkında olmak gerekir. Bu kategorilerin oluşması ise (kanımca) büyük ölçüde kişisel gelişimlerini nasıl bir aile ortamında sağladıklarına bağlı. Karakter özellikleri, aile ortamının nitelikleri ile anne ve babanın çocuk gelişimi konusundaki tercihlerinden büyük oranda etkileniyor. Ailenin ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri ile çocuğa yansıyan inanç yapısının önemli kişilik etkileri oluyor. Diğer yandan bizim toplumumuz açısından bakıldığında; erkeklerin baskın, kadınların ise itaat etmesi gereken pasif cinsiyet olarak yetiştirilmelerinin sosyal rol ve statülerini belirleyen etkisi var.
Buraya kadar özetlediğim genel çerçevenin nasıl gerginliklere yol açtığına ilişkin bir örnek vermek isterim. Fakat bu sözlerimin erkekleri veya kadınları genel anlamda etiketlemekten ziyade bir gözlem örneği oluşturduğunu belirtmek isterim. Her birey kendi genelleme ve soyutlamalarını kendisi yapmalıdır. Bu nedenle “erkeklerin kadınlarını algılayışını” ifade edecek olan sözlerimi yorumlarken, “bazı erkeklerin bazı kadınları algılayışı” olarak almak daha uygun olur.
Erkekler ve Kadınlar
Erkeklerin kadınları algılama modeli üzerinden örnekleyelim. Erkekler sürekli şikâyet eden ve sorun getiren kadınlardan hoşlanmazlar. Genelde erkeklerin şikâyet sandıkları, kadınların yalnızca paylaşma istemidir ama sonuçta oluşan durum, erkeklerin bunu şikâyet olarak algılamalarıdır. Bu olguyu fark etmeyen kadınlar, bir ‘şikâyet sahnesi’ oluşturmaya devam eder ve paylaşıma farklılık getirmeyi düşünmezler.
Erkekler kendilerinden sürekli bir şeyler isteyen kadınlardan hoşlanmazlar. İstenen şey haklı bir talep olsa bile isteklerin sıklıkla oluşuyor olması, erkekler için bir rahatsızlık nedenidir. Erkeğin değişmeyeceği durumlarda bile (işte, ailede veya duygusal ilişkide) kadının yaklaşım ve tarz değişikliği yapması ile daha uygun bir iletişim ve ilişki ortamı sağlanabilir.
Erkekler, baskın cinsiyet olarak yetiştirilmelerine rağmen her konunun kendi onaylarına sunulmasından hoşlanmazlar. Kadınların (zaman zaman da olsa) kendi inisiyatiflerini kullanarak kararlarını vermeleri veya tercihlerini yapmalarını isterler. Dolayısıyla karar anlamında paylaşımında da bir orta yol bulmak gerekir.
Özellikle duygusal ilişkide erkeğin ketum olduğundan ve sevgisini ifade edemediğinden şikâyet edilir. Ama ilginç biçimde erkeklerin de bu konuda kadınlardan şikâyetçi olduğu durumlar vardır. Bu nedenle erkekten güzel sözler bekleyen kadının, kendisinin aynı davranışı gösterip göstermediğine dikkat etmesi gerekir.
Sözün özü; bu saydıklarım, sadece örnek olması açısından verilmiş gözlemler… Hiç kuşkusuz; konuya kadın bakış açısından bakarak farklı gözlemlere ulaşılabilir. Önemli olan, karşılıklı tarafların birbirini anlamayı istemeleri ve bu konu için zaman ayırıp çaba sarf etmeleridir.
27 Temmuz 2010 Salı
“Evin Asabi Erkeği” - 2
“Evin Asabi Erkeği” - 2
Gürcan Banger
“Evin asabi erkeğinin” ilk özelliğinin kendisinin bile farkında olmadığı aşırı duyarlılık hali olduğunu söylemiştim. Ayrıca aşırı duyarlılığı nedeniyle sinirlenmesinin ve hırçınlaşmasının arkasında; her olayda kendisine karşı kasıtlı bir durumun yaratılmak istendiği yanılsaması içinde olduğunu eklemiştim. “Evin asabi erkeğinin” çevresindeki insanlar gerçekte ruhsal bir arıza olan aşırı duyarlılık halini, işbu erkeğin “ayağına basmamaya” dikkat ederek dolayısıyla gazaba / tacize uğramayacak biçimde çalışırlar.
Evde, ofiste, çarşıda, sokakta veya maçta karşılaşabileceğiniz “evin asabi erkeğinin” ikinci özelliği, sürekli endişelilik halidir. Endişe, müstakbel bir tehlike veya zor durum karşısında insanın içinde duyduğu gizli, acı veren, belli belirsiz güvensizlik duygusudur. Bir başka şekilde ifade edersek; endişe, gerçek veya hayali bir tehdit karşısında meydana gelen tedirginlik, belirsizlik ya da korku durumudur. Endişenin denetlenmeyerek ileri aşamalara varması; kronik hale gelmesini sağlayarak uykusuzluk, düzensiz beslenme, alerji ve yüksek tansiyon gibi sonuçlar vermesine neden olabilir.
“Evin asabi erkeğinin” endişeleri ise işini kaybetmek, sevdiğini yitirmek, başarısız bulunmak, toplumun veya yöneticilerin gözünde küçük düşmek, ailenin kendisini değerli bulmaması ya da sağlığını kaybedip yaşamını sürdürmekte zorluklarla karşılaşmak gibi konulardır. Bu endişelerin arka planına baktığımızda; gene “evin asabi erkeğini” var eden bedensel sorunların yansıları yanında özgüven eksikliği, çevreye olan güvensizlik, ilişki kurmakta sorunlar ve cinsel performans değişimleri gibi problemleri görürüz. Çoğu zaman endişenin görünümü ile endişenin gerçek kaynağı çok farklı olabilir. Aynı şekilde; “evin asabi erkeğinin” endişeye tepki olarak verdiği davranış tarzı da bağırıp çağırma / taciz / aşağılama / karalama / düzeysiz eleştiri gibi farklı şekillerde olabilir.
Kediler için sıklıkla anlatılan bir örnek, köşeye sıkıştırıldıklarında saldırdıkları şeklindedir. Her canlı kendini zor durumda veya çıkmazda hissettiğinde o anki durumuna, kişisel kültürüne ya da ruhsal durumuna göre bir tepki verir. “Evin asabi erkeğinin” ruhsal sorunlu halini ifade eden ipuçlarından bir diğeri, kendini çıkmazda hissetme hali ve bu duruma verdiği tepkidir.
Kendini çıkmazda ya da çözümsüz hissetme hali için bazı örnekler verebiliriz. Örneğin evde eşinin aşırı talepleri karşısında bir çözüm üretmekte zorlanan “evin asabi erkeğinin” hali böyledir. Örneğin çalışma ortamında yükselmek isteyen ama “önünü tıkayan” başka çalışanların olduğu durumda “ofisin asabi erkeği” kendini aşırı sınırlanmış ve çözümsüz hisseder. Genel anlamda kendini açmazda hisseden “evin asabi erkeği” çözümsüz bir engellenmişlik duygusu içindedir. Yaşamlarını daha nitelikli hale getirme konusunda ellerinin kollarının bağlanmış olduğu duygusuna takılırlar. Onlar için aile, arkadaş veya iş ilişkilerinde uyum sağlanması (kabul edilmesi) zor şartlar, aşılma imkânı görülmeyen yüksek engeller mevcuttur. Böyle bir durumda engelleri oluşturan kişi veya kuruluşların, “evin asabi erkeğinin” bir eleştiri / karalama taarruzuna uğramaları hiç şaşırtıcı değildir.
Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisine “öfke” adı verilir. Eşdeğer olarak kızgınlık, hışım, hiddet, gazap gibi sözcükler de kullanılır. Öfke belirtisi, “evin asabi erkeğini” tespit etmek için kullanılabilecek bir diğer ipucudur.
“Evin asabi erkeği” kendi kural ve şartlarına uygun bulmadığı davranış ve hareketlere karşı tepkisini çoğu zaman öfkeye başvurarak göstermeyi tercih eder. Onun öfkeli hali memnuiyetsizliğinin ya da kendisini engelliyor olarak algıladığı kişi ve kuruluşlara yönelik düşmanlığının ifadesidir. “Evin asabi erkeği”, başlangıç durumunda öfke ile kalkıp saldırganlık ile tepkisini sürdürebilir. Dışa dönüklük durumunda tepki; bulunulan ortama, sosyal kültürüne ve özdenetimine bağlı olarak şiddete kadar varabilir. İçe dönük durumlarda ise depresyon gibi sonuçlar (ya da kişinin kendisine zarar vereceği, şiddeti kendi üzerinde uygulayacağı diğer tepki biçimleri) oluşabilir.
“Evin erkeğinin” öfkeli olması, geleneksel kültürde ona yakıştırılan bir durumdur. Büyükbaba, baba veya büyük ağabey olmanın şartlarında birisi asabilik gibi kabul edilir. Asabi olan da öfkeli olmaya hak sahibidir. Bu nedenle “evin asabi erkeğine” ilişkin sorunlar, gene onu öfkelendirmemeye çalışılarak çözülür. Daha doğrusu; böyle davranmanın çözüm olduğu düşüncesi hâkimdir.
Öyle sanıyorum; “evin asabi erkeğine” sıklıkla yakıştırabileceğimiz bir diğer özellik aşağılık duygusu olmalıdır. Onun (genelde farkında olmadığı) ruhsal sorunları karşısında verdiği tepki ile aşağılık kompleksinin hegemonyası altında kalmış kişilerin tepki ve davranış modellerinin benzerliği gözden kaçmamalı.
Yukarıda çizdiğim çerçevede kalan ruhsal sorunlar konusunda çalışmalar yapan bir uzman, “böyle bir ruh halinin önyargılı ve kısıtlı” düşünmeye yol açtığını söylüyor. “Evin asabi erkeğinin” sorunlarını çözmek için uzman desteğine ihtiyaç olduğu konusunda hiç kuşku yok. Sanırım; en zoru, bu desteğe ihtiyacı olduğuna ilişkin olarak “evin asabi erkeğini” ikna edebilmekte… Eğer yukarıda saydıklarıma benzer gözlenebilir sıkıntılar yaşıyorsanız, belki de bir uzmanın yardımını doğrudan talep ederek çevrenizdeki insanların yaşamlarını (en önemlisi kendi yaşamınızı) kolaylaştırmak ve daha kaliteli hale getirmek için adım atabilirsiniz.
Gürcan Banger
“Evin asabi erkeğinin” ilk özelliğinin kendisinin bile farkında olmadığı aşırı duyarlılık hali olduğunu söylemiştim. Ayrıca aşırı duyarlılığı nedeniyle sinirlenmesinin ve hırçınlaşmasının arkasında; her olayda kendisine karşı kasıtlı bir durumun yaratılmak istendiği yanılsaması içinde olduğunu eklemiştim. “Evin asabi erkeğinin” çevresindeki insanlar gerçekte ruhsal bir arıza olan aşırı duyarlılık halini, işbu erkeğin “ayağına basmamaya” dikkat ederek dolayısıyla gazaba / tacize uğramayacak biçimde çalışırlar.
Evde, ofiste, çarşıda, sokakta veya maçta karşılaşabileceğiniz “evin asabi erkeğinin” ikinci özelliği, sürekli endişelilik halidir. Endişe, müstakbel bir tehlike veya zor durum karşısında insanın içinde duyduğu gizli, acı veren, belli belirsiz güvensizlik duygusudur. Bir başka şekilde ifade edersek; endişe, gerçek veya hayali bir tehdit karşısında meydana gelen tedirginlik, belirsizlik ya da korku durumudur. Endişenin denetlenmeyerek ileri aşamalara varması; kronik hale gelmesini sağlayarak uykusuzluk, düzensiz beslenme, alerji ve yüksek tansiyon gibi sonuçlar vermesine neden olabilir.
“Evin asabi erkeğinin” endişeleri ise işini kaybetmek, sevdiğini yitirmek, başarısız bulunmak, toplumun veya yöneticilerin gözünde küçük düşmek, ailenin kendisini değerli bulmaması ya da sağlığını kaybedip yaşamını sürdürmekte zorluklarla karşılaşmak gibi konulardır. Bu endişelerin arka planına baktığımızda; gene “evin asabi erkeğini” var eden bedensel sorunların yansıları yanında özgüven eksikliği, çevreye olan güvensizlik, ilişki kurmakta sorunlar ve cinsel performans değişimleri gibi problemleri görürüz. Çoğu zaman endişenin görünümü ile endişenin gerçek kaynağı çok farklı olabilir. Aynı şekilde; “evin asabi erkeğinin” endişeye tepki olarak verdiği davranış tarzı da bağırıp çağırma / taciz / aşağılama / karalama / düzeysiz eleştiri gibi farklı şekillerde olabilir.
Kediler için sıklıkla anlatılan bir örnek, köşeye sıkıştırıldıklarında saldırdıkları şeklindedir. Her canlı kendini zor durumda veya çıkmazda hissettiğinde o anki durumuna, kişisel kültürüne ya da ruhsal durumuna göre bir tepki verir. “Evin asabi erkeğinin” ruhsal sorunlu halini ifade eden ipuçlarından bir diğeri, kendini çıkmazda hissetme hali ve bu duruma verdiği tepkidir.
Kendini çıkmazda ya da çözümsüz hissetme hali için bazı örnekler verebiliriz. Örneğin evde eşinin aşırı talepleri karşısında bir çözüm üretmekte zorlanan “evin asabi erkeğinin” hali böyledir. Örneğin çalışma ortamında yükselmek isteyen ama “önünü tıkayan” başka çalışanların olduğu durumda “ofisin asabi erkeği” kendini aşırı sınırlanmış ve çözümsüz hisseder. Genel anlamda kendini açmazda hisseden “evin asabi erkeği” çözümsüz bir engellenmişlik duygusu içindedir. Yaşamlarını daha nitelikli hale getirme konusunda ellerinin kollarının bağlanmış olduğu duygusuna takılırlar. Onlar için aile, arkadaş veya iş ilişkilerinde uyum sağlanması (kabul edilmesi) zor şartlar, aşılma imkânı görülmeyen yüksek engeller mevcuttur. Böyle bir durumda engelleri oluşturan kişi veya kuruluşların, “evin asabi erkeğinin” bir eleştiri / karalama taarruzuna uğramaları hiç şaşırtıcı değildir.
Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisine “öfke” adı verilir. Eşdeğer olarak kızgınlık, hışım, hiddet, gazap gibi sözcükler de kullanılır. Öfke belirtisi, “evin asabi erkeğini” tespit etmek için kullanılabilecek bir diğer ipucudur.
“Evin asabi erkeği” kendi kural ve şartlarına uygun bulmadığı davranış ve hareketlere karşı tepkisini çoğu zaman öfkeye başvurarak göstermeyi tercih eder. Onun öfkeli hali memnuiyetsizliğinin ya da kendisini engelliyor olarak algıladığı kişi ve kuruluşlara yönelik düşmanlığının ifadesidir. “Evin asabi erkeği”, başlangıç durumunda öfke ile kalkıp saldırganlık ile tepkisini sürdürebilir. Dışa dönüklük durumunda tepki; bulunulan ortama, sosyal kültürüne ve özdenetimine bağlı olarak şiddete kadar varabilir. İçe dönük durumlarda ise depresyon gibi sonuçlar (ya da kişinin kendisine zarar vereceği, şiddeti kendi üzerinde uygulayacağı diğer tepki biçimleri) oluşabilir.
“Evin erkeğinin” öfkeli olması, geleneksel kültürde ona yakıştırılan bir durumdur. Büyükbaba, baba veya büyük ağabey olmanın şartlarında birisi asabilik gibi kabul edilir. Asabi olan da öfkeli olmaya hak sahibidir. Bu nedenle “evin asabi erkeğine” ilişkin sorunlar, gene onu öfkelendirmemeye çalışılarak çözülür. Daha doğrusu; böyle davranmanın çözüm olduğu düşüncesi hâkimdir.
Öyle sanıyorum; “evin asabi erkeğine” sıklıkla yakıştırabileceğimiz bir diğer özellik aşağılık duygusu olmalıdır. Onun (genelde farkında olmadığı) ruhsal sorunları karşısında verdiği tepki ile aşağılık kompleksinin hegemonyası altında kalmış kişilerin tepki ve davranış modellerinin benzerliği gözden kaçmamalı.
Yukarıda çizdiğim çerçevede kalan ruhsal sorunlar konusunda çalışmalar yapan bir uzman, “böyle bir ruh halinin önyargılı ve kısıtlı” düşünmeye yol açtığını söylüyor. “Evin asabi erkeğinin” sorunlarını çözmek için uzman desteğine ihtiyaç olduğu konusunda hiç kuşku yok. Sanırım; en zoru, bu desteğe ihtiyacı olduğuna ilişkin olarak “evin asabi erkeğini” ikna edebilmekte… Eğer yukarıda saydıklarıma benzer gözlenebilir sıkıntılar yaşıyorsanız, belki de bir uzmanın yardımını doğrudan talep ederek çevrenizdeki insanların yaşamlarını (en önemlisi kendi yaşamınızı) kolaylaştırmak ve daha kaliteli hale getirmek için adım atabilirsiniz.
Etiketler:
Erkek,
Gürcan Banger,
Psikiyatri,
Psikoloji
26 Temmuz 2010 Pazartesi
“Evin Asabi Erkeği”
“Evin Asabi Erkeği” - 1
Gürcan Banger
Psikoloji; bir grubu, bir bireyi belirleyen hareket etme, düşünme, duygulanma biçimlerinin bütüne verilen isimdir. Bu konuları inceleyen ve araştıran bilim dalına da psikoloji adı verilir. Ruh bilimi veya ruhiyat da denir. Bir başka benzer sözcük ise psikiyatridir. Ruh ve sinir hastalıklarıyla, kişide görülen önemli uyumsuzlukları önleme, teşhis ve tedavi etmeyle uğraşan uzmanlık dalına psikiyatri ismi verilmiştir.
Gerek psikoloji gerekse psikiyatri çağımızın önemli bilim dalları arasında yer alır. Her iki dal da tıbbın diğer alanlarına göre oldukça yeni sayılır. Psikoloji ve psikiyatri konularında yapılan önemli çalışmalar genelde kökenini 19’uncu yüzyılda bulur. Bilim alanında geliştirici ve teorik katkı yapıcı özelliklerde eksik ve zayıf oluşumuz nedeniyle ülkemizde bu iki bilimsel dal daha geç gelişmiştir. (Osmanlı döneminde ruh sağlığı konusunda bazı çalışmaların ve kuruluşların varlığına rağmen bunların bir bilim dalına önayak olduğunu söylemek mümkün değil.)
Ruh bilimi ve ruh sağlığı konusundaki sosyal algı ise tarihsel olarak toplum katmanlarında çok daha yavaş gelişmiş. Ruh sağlığı aşırı derecede bozuk olanlar “deli” denilip geçilmiş. “Delilik mertebesine erememiş” olanları ise “asabi” ya da “sinirli” veya “çabuk dellenir” diye isimlendirip buna göre pasif pozisyon almayı denemişiz.
Geleneksel kültürümüzde baskın olan erkektir. O, ya evin babasıdır ya da büyük erkek kardeştir. Eğer dede veya büyükbaba gibi yaşça babadan büyük olan varsa “sinirli” ya da “asabi” olma hakkı ona aittir. O kızar, bağırır çağırır. Çok “sinirlenirse” kırar döker. Ama “evin direği” olduğundan dolayı bu davranışından daha fazla anlam çıkarılmaz. Sadece huyuna suyuna gidilmeye çalışılır. Onun kızıp sinirleneceği konular “el altından” halledilir. Diğer yandan “evin erkeğinin” sinirli hali onun otoriter, her şeyi bilen ve her şeye hâkim karakterinin olağan bir göstergesi gibi de anlaşılır ve sorgusuzca kabul edilir.
20’nci yüzyılla birlikte ruh sağlığı konusunda çalışmalar büyük bir hızla gelişti. Bu dal, insan sağlığı ile ilgili üniversitelerin önemli birimlerinden birisi haline geldi. Bu alanda yeni yöntemler, teknikler ve araçlar geliştirildi. Çok sayıda bilimsel çalışma üretildi; akademik toplantılar yapıldı; kitaplar ve makaleler yazıldı. Psikoloji ve psikiyatri, özel uzmanlık dallarına ayrılıp kendi gelişimini çeşitlendirdi. Bu alanda toplumun ilgisine yönelik popüler kitap sayısında hızlı artış oldu. Bir kısmı ‘sahte bilim’ diyebileceğimiz nitelikte de olsa; ruh sağlığı konusunda ulaşılabilir bilgi miktarı arttı.
Yukarıda kısaca özetlediğim çerçevede insanların birbirlerini daha iyi anlamalarını sağlayabilecek bir bilgi ortamı oluştu. Artık olağan dışı insan davranışlarının nedenleri hakkında daha fazla bilgimiz var. “Evin erkeğinin” sinirli davranışlarını açıklamak için elimizde yeterince “malzeme” var.
İnsan bedeninin ruhsal ve sinirsel davranışlarını büyük ölçüde bedendeki biyokimyasal değişimler, hormonal dalgalanmalar ve cinsel kimliğin niteliğindeki değişim etkiliyor. İşte; bu etkiler; evin erkeğinde aşırı duyarlılık, endişe, asabiyet veya öfke durumu oluşturabiliyor. (“Evin asabi erkeği” derken sadece bilinen bir örneğe işaret etmek istiyorum. “Evin asabi erkeğine” iş ortamında, ofiste, okulda, sokakta, bilimsel toplantıda, çarşıda veya futbol maçında da rastlayabilirsiniz. Dolayısıyla “evin asabi erkeğine” bir başka örnek olarak “ofisin sinirli erkeği” veya “çarşının asabi erkeği” de diyebiliriz.)
Hiç kuşkusuz; “evin asabi erkeği” olma durumuna işaret eden bazı ipuçları var. Bunlardan birisini “aşırı duyarlılık” olarak belirleyebiliriz. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; aşırı duyarlı erkekler, genelde böyle bir özelliğe sahip olduklarının farkında olmuyorlar. Alınmalarına neden olan hareket ve davranışların, kendilerini sinirlendirmek üzere yapıldığı kanısına sahipler. İşin ilginci; (açıkça bilinen bir durum olmadığından) erkeğin aşırı duyarlı yanını rahatsız eden kişi de neden bir rahatsızlık yarattığını, o erkeğin neden “sinirlendiğini” anlamakta zorluk çekiyor.
“Evin asabi erkeğinin” durumu, başı ağrıyan ama bunu kimseye söylemeyen (hatta söylememekte ısrar eden) kişinin durumuna benzer. Bu durumdaki erkek, kendisi ile diyalog kurmak isteyen bir başka kişinin kendi ağrısını artırmaya, kendisini rahatsız etmeye yeltendiği kanısına sahiptir. Benzer bir durumda; “evin ya da ofisin asabi erkeği” için yapılmaya çalışılan bir “iyilik”, rahatsızlık verici bilinçli bir eylem olarak algılanır. Dolayısıyla asabi erkek için “iyi ve yararlı” bir iş yapmaya çalışan kişi de aldığı olumsuz tepkiden şaşkınlık içinde kalır. Durum ne olursa olsun; “evin asabi erkeğinin” karşısında kabahatli olan ve zılgıtı yiyen, iyilik yapmaya çalışan olur.
Böyle bir durumda; “evin asabi erkeği” için iyilik yapmaktan mı vazgeçmeli, yoksa onu psikiyatrik tedavi için ikna mı etmeli? Bu soruyu ev ödevi olarak bırakıyorum. Konuya yarınki köşe yazısında devam edeceğim.
Gürcan Banger
Psikoloji; bir grubu, bir bireyi belirleyen hareket etme, düşünme, duygulanma biçimlerinin bütüne verilen isimdir. Bu konuları inceleyen ve araştıran bilim dalına da psikoloji adı verilir. Ruh bilimi veya ruhiyat da denir. Bir başka benzer sözcük ise psikiyatridir. Ruh ve sinir hastalıklarıyla, kişide görülen önemli uyumsuzlukları önleme, teşhis ve tedavi etmeyle uğraşan uzmanlık dalına psikiyatri ismi verilmiştir.
Gerek psikoloji gerekse psikiyatri çağımızın önemli bilim dalları arasında yer alır. Her iki dal da tıbbın diğer alanlarına göre oldukça yeni sayılır. Psikoloji ve psikiyatri konularında yapılan önemli çalışmalar genelde kökenini 19’uncu yüzyılda bulur. Bilim alanında geliştirici ve teorik katkı yapıcı özelliklerde eksik ve zayıf oluşumuz nedeniyle ülkemizde bu iki bilimsel dal daha geç gelişmiştir. (Osmanlı döneminde ruh sağlığı konusunda bazı çalışmaların ve kuruluşların varlığına rağmen bunların bir bilim dalına önayak olduğunu söylemek mümkün değil.)
Ruh bilimi ve ruh sağlığı konusundaki sosyal algı ise tarihsel olarak toplum katmanlarında çok daha yavaş gelişmiş. Ruh sağlığı aşırı derecede bozuk olanlar “deli” denilip geçilmiş. “Delilik mertebesine erememiş” olanları ise “asabi” ya da “sinirli” veya “çabuk dellenir” diye isimlendirip buna göre pasif pozisyon almayı denemişiz.
Geleneksel kültürümüzde baskın olan erkektir. O, ya evin babasıdır ya da büyük erkek kardeştir. Eğer dede veya büyükbaba gibi yaşça babadan büyük olan varsa “sinirli” ya da “asabi” olma hakkı ona aittir. O kızar, bağırır çağırır. Çok “sinirlenirse” kırar döker. Ama “evin direği” olduğundan dolayı bu davranışından daha fazla anlam çıkarılmaz. Sadece huyuna suyuna gidilmeye çalışılır. Onun kızıp sinirleneceği konular “el altından” halledilir. Diğer yandan “evin erkeğinin” sinirli hali onun otoriter, her şeyi bilen ve her şeye hâkim karakterinin olağan bir göstergesi gibi de anlaşılır ve sorgusuzca kabul edilir.
20’nci yüzyılla birlikte ruh sağlığı konusunda çalışmalar büyük bir hızla gelişti. Bu dal, insan sağlığı ile ilgili üniversitelerin önemli birimlerinden birisi haline geldi. Bu alanda yeni yöntemler, teknikler ve araçlar geliştirildi. Çok sayıda bilimsel çalışma üretildi; akademik toplantılar yapıldı; kitaplar ve makaleler yazıldı. Psikoloji ve psikiyatri, özel uzmanlık dallarına ayrılıp kendi gelişimini çeşitlendirdi. Bu alanda toplumun ilgisine yönelik popüler kitap sayısında hızlı artış oldu. Bir kısmı ‘sahte bilim’ diyebileceğimiz nitelikte de olsa; ruh sağlığı konusunda ulaşılabilir bilgi miktarı arttı.
Yukarıda kısaca özetlediğim çerçevede insanların birbirlerini daha iyi anlamalarını sağlayabilecek bir bilgi ortamı oluştu. Artık olağan dışı insan davranışlarının nedenleri hakkında daha fazla bilgimiz var. “Evin erkeğinin” sinirli davranışlarını açıklamak için elimizde yeterince “malzeme” var.
İnsan bedeninin ruhsal ve sinirsel davranışlarını büyük ölçüde bedendeki biyokimyasal değişimler, hormonal dalgalanmalar ve cinsel kimliğin niteliğindeki değişim etkiliyor. İşte; bu etkiler; evin erkeğinde aşırı duyarlılık, endişe, asabiyet veya öfke durumu oluşturabiliyor. (“Evin asabi erkeği” derken sadece bilinen bir örneğe işaret etmek istiyorum. “Evin asabi erkeğine” iş ortamında, ofiste, okulda, sokakta, bilimsel toplantıda, çarşıda veya futbol maçında da rastlayabilirsiniz. Dolayısıyla “evin asabi erkeğine” bir başka örnek olarak “ofisin sinirli erkeği” veya “çarşının asabi erkeği” de diyebiliriz.)
Hiç kuşkusuz; “evin asabi erkeği” olma durumuna işaret eden bazı ipuçları var. Bunlardan birisini “aşırı duyarlılık” olarak belirleyebiliriz. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; aşırı duyarlı erkekler, genelde böyle bir özelliğe sahip olduklarının farkında olmuyorlar. Alınmalarına neden olan hareket ve davranışların, kendilerini sinirlendirmek üzere yapıldığı kanısına sahipler. İşin ilginci; (açıkça bilinen bir durum olmadığından) erkeğin aşırı duyarlı yanını rahatsız eden kişi de neden bir rahatsızlık yarattığını, o erkeğin neden “sinirlendiğini” anlamakta zorluk çekiyor.
“Evin asabi erkeğinin” durumu, başı ağrıyan ama bunu kimseye söylemeyen (hatta söylememekte ısrar eden) kişinin durumuna benzer. Bu durumdaki erkek, kendisi ile diyalog kurmak isteyen bir başka kişinin kendi ağrısını artırmaya, kendisini rahatsız etmeye yeltendiği kanısına sahiptir. Benzer bir durumda; “evin ya da ofisin asabi erkeği” için yapılmaya çalışılan bir “iyilik”, rahatsızlık verici bilinçli bir eylem olarak algılanır. Dolayısıyla asabi erkek için “iyi ve yararlı” bir iş yapmaya çalışan kişi de aldığı olumsuz tepkiden şaşkınlık içinde kalır. Durum ne olursa olsun; “evin asabi erkeğinin” karşısında kabahatli olan ve zılgıtı yiyen, iyilik yapmaya çalışan olur.
Böyle bir durumda; “evin asabi erkeği” için iyilik yapmaktan mı vazgeçmeli, yoksa onu psikiyatrik tedavi için ikna mı etmeli? Bu soruyu ev ödevi olarak bırakıyorum. Konuya yarınki köşe yazısında devam edeceğim.
Etiketler:
Aşırı duyarlılık,
Erkek,
Gürcan Banger,
Psikiyatri,
Psikoloji
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
