Müşteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müşteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2011 Perşembe

Pazar, Müşteri ve Fiyat

Pazar, Müşteri ve Fiyat

Gürcan Banger

Enflasyonun neredeyse bir iş ve yaşam tarzı olduğu eski yıllarda üst üste yapıştırılmış (ya da çizilerek yenilenmiş) fiyat etiketleri günlük gözlemlerimizin ayrılmaz bir parçasıydı. Her alışverişe çıktığımızda ilgilendiğimiz ürünün fiyatının değişmiş olduğunu fark ederdik. Pek çok ithal üründe fiyatlar TL olarak sabit tutulamadığından fiyat listeleri dolar ve avro üzerinden yapılmaktaydı. Şimdilerde ise TL cinsinden fiyat etiketleri bir yerlileşme görüntüsü veriyor.

Uzunca bir süre düşük enflasyon şartlarına alışamadık. Hâlâ düşük enflasyon, tüketici bireyler olarak fiyat algımızı zorluyor ve zihnimizdeki fiyat konusunu yeniden düşünmemizi sağlıyor. Tabii ki, enflasyonunun bu yeni durumu şirketler açısından daha önemli.

Şirketler açısından önemli olan bir diğer konu da artan rekabet. Rekabetin yeni durumu, şirketleri yüksek enflasyon dönemindeki göre daha farklı davranmaya itiyor. Artık “keyfe göre” fiyat belirlendiği, zam yapıldığı dönem biraz gerilerde kalmış gibi. Fiyat artırmanın, bir pazarlama politikası olarak kullanıldığı bir dönem vardı. Şimdilerde bazı mallarda yüzde 1-2 fiyat artışı yapabilmek bile müşteri kaybettirici olabiliyor.

Teknolojide çok hızlı değişim ve gelişmeler olmaya başladı. Birim maliyet içinde çok ciddi bir payı olan işgücünün yerini giderek teknoloji kullanımı almaya başladı. Bu değişim, ister istemez artan rekabet koşullarının oluşmasına neden oldu. Teknoloji kullanımı sayesinde birim maliyeti düşürmek mümkün olduğundan, işgücü yoğun veya eski teknoloji ile üretim yapan şirketler pazar şanslarını hızla yitirmeye başladılar. Özetle; artan rekabet koşulları da fiyat ile oynamayı zorlaştırdı.

Fiyat
Öyle anlaşılıyor ki; yeni dönemde şirketlerin fiyat belirleme yaklaşımlarında ciddi değişimler olacak. Birim maliyetin hasbelkader hesaplandığı ve üzerine bir kâr oranı konularak satış fiyatının belirlendiği günler, tarihten sayfalar haline geldi.

Kurumsallaşmış sanayide malın üretimden satışa kadar tüm aşamaları birim maliyeti oluşturacak biçimde hesaplamalara dâhil edilmeye çalışılır. Ticarette ise hala babadan kalma usullerle idare ediliyor. Bir elektronik eşya satıcısı, bir ürünün kendisine giriş fatura değerini örneğin yüzde 15 oranında artırarak satışa sunuyor; böylece kâr elde ettiğini düşünüyor. Ne yazık ki, üretim ve ticaret yaparken birim maliyet hesaplamaları yapma çağına henüz ulaşamadık. Ama ekonominin eli ağırdır. Bu gerçeği tüm sanayi ve ticaret kesimleri öğrenmek zorunda kalacaktır.

Yeni gerçekler
Bu ülkede 1-2 kuşak enflasyon nesli olarak büyüdü. Neredeyse yüzde 100’ü bulan enflasyon ve yüksek faiz döneminde yaşamın kolaylıklarına alışmıştık. Şimdilerde durum çok değişti. Yeni dönemin gerçeklerini çok doğru kavrayan sanayici ve tüccarlarımız, kendi şirketlerine çeki düzen vermeye çalışıyorlar. Kurumsallaşma bir vizyon oldu. Bir de; ağır vergi, prim ve bürokrasi yüküyle kendini sanayici ve tüccara sorgusuz sualsiz taşıtmaya çalışan devlet var ki, bu kolaycılığından ve tembelliğinden kurtulacak gibi görünmüyor.
Yeni iş yapma modellerine baktığımızda değişimin hem bir çağdaş zorunluluğun, hem de çağın bir hastalığının adı olduğunu söyleyebiliriz. Çağın hastalığı diyorum çünkü kimi zaman değişimin ne, neden, nasıl olduğu anlaşılmadan bir değişim histerisine tutulan şirketler (sayıları az da olsa) olabiliyor. Bu nedenle “Değişimi sadece değişim için istiyorsanız değişimi unutun” gibi veciz cümleler sık söylenmeye başladı son günlerde.

Geleceğe ilişkin doğru bir bakışı yakalamış şirketlerde, değişimden pek az söz edilir. Çünkü söz konusu vizyoner işletmelerde değişim, zaten örgütün içsel bir fonksiyonu haline gelmiştir. Bu tür şirketlerin moda yönelimlere kapılmalarına gerek kalmaz.

Müşteri yönelimlilik
Yönetimin ciddi bir disiplin olarak ele alınmaya başlamasından sonra müşteri ilişkilerine özel bir önem verilmeye başladı. Bu nedenle müşteri ilişkileri yönetimi (MİY) kavramı, pek çok şirketin sözcük hazinesi içinde yerini aldı. Ama değişim konusunda yapılan pek çok yanlış MİY konusunda da gündeme geldi.

Siyasette insan ilişkilerinin ana noktası, yeterli sıklıkta ama kısa süreli ziyaretlerdir. Bunun uygulamalarını müşteri ilişkileri ve pazarlama konularında da görebiliriz. Bu yeni dönemde şirketlerin, müşteri ilişkileri ve pazarlama çalışmalarına başlarken hedef kitlelerini iyi belirlemeleri öneriliyor. İlişkilerin yeterli ve sağlıklı sıklıkta tutulması yanında müşteri sadakatini sağlayacak duygusallık boyutunu da içermesi öneriliyor.

Pazar
Şirketlerin pazar payı hesaplarını biliriz. Yüksek Pazar payına sahip olmak bir övünç kaynağıdır. Bu konudaki yaklaşımlarda da bazı değişimler var. Örneğin pazar payına ilişkin sayısal değerler yanında müşteri payı gibi yeni bir kavramdan söz ediliyor. Müşteri payı, örneğin bilişim ortamında izlenen müşteri veri tabanı demek. Bir anlamda müşteri sadakati oranının yükseltilmesi sağlanmaya çalışılıyor.

Sadık bir müşterinin, aynı zamanda iyi bir reklam görevlisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle nitelikli bir müşteri payına sahip olmak, pek çok başka olumlu geri dönüşlere sahip olmak biçiminde algılanıyor. Müşteri payı kavramını, yeni müşteri sahibi olmak kadar var olan müşteriyi daha verimli biçimde elde tutmak olarak da düşünebilirsiniz. “Müşteri velinimetimizdir” ifadesinin yeni söyleniş biçimi olarak kabul edebilirsiniz.

Unutmamalı
Unutulmaması gereken önemli bir gerçek var. Dünya (bizim sübjektif istek ve beklentilerimizin dışında kendi akışında) değişmeye devam ediyor. Bu değişimin ulusal, toplumsal ve bölgesel yansılarını yaşıyoruz. Değişimin, kimi zaman bizi zora soktuğu bir gerçek… Ama kalıcı ve sürdürülebilir olmaya devam edebilmek için iş motorumuzun sürekli sıcak tutulması gereği de ortada…

7 Mart 2011 Pazartesi

Pazar, Müşteri ve Fiyat

Pazar, Müşteri ve Fiyat

Gürcan Banger

Enflasyonun neredeyse bir iş ve yaşam tarzı olduğu eski yıllarda üst üste yapıştırılmış (ya da çizilerek yenilenmiş) fiyat etiketleri günlük gözlemlerimizin ayrılmaz bir parçasıydı. Her alışverişe çıktığımızda ilgilendiğimiz ürünün fiyatının değişmiş olduğunu fark ederdik. Pek çok ithal üründe fiyatlar TL olarak sabit tutulamadığından fiyat listeleri dolar ve avro üzerinden yapılmaktaydı. Şimdilerde ise TL cinsinden fiyat etiketleri bir yerlileşme görüntüsü veriyor.

Uzunca bir süre düşük enflasyon şartlarına alışamadık. Hâlâ düşük enflasyon, tüketici bireyler olarak fiyat algımızı zorluyor ve zihnimizdeki fiyat konusunu yeniden düşünmemizi sağlıyor. Tabii ki, enflasyonunun bu yeni durumu şirketler açısından daha önemli.

Şirketler açısından önemli olan bir diğer konu da artan rekabet. Rekabetin yeni durumu, şirketleri yüksek enflasyon dönemindeki göre daha farklı davranmaya itiyor. Artık “keyfe göre” fiyat belirlendiği, zam yapıldığı dönem biraz gerilerde kalmış gibi. Fiyat artırmanın, bir pazarlama politikası olarak kullanıldığı bir dönem vardı. Şimdilerde bazı mallarda yüzde 1-2 fiyat artışı yapabilmek bile müşteri kaybettirici olabiliyor.

Teknolojide çok hızlı değişim ve gelişmeler olmaya başladı. Birim maliyet içinde çok ciddi bir payı olan işgücünün yerini giderek teknoloji kullanımı almaya başladı. Bu değişim, ister istemez artan rekabet koşullarının oluşmasına neden oldu. Teknoloji kullanımı sayesinde birim maliyeti düşürmek mümkün olduğundan, işgücü yoğun veya eski teknoloji ile üretim yapan şirketler pazar şanslarını hızla yitirmeye başladılar. Özetle; artan rekabet koşulları da fiyat ile oynamayı zorlaştırdı.

Fiyat
Öyle anlaşılıyor ki; yeni dönemde şirketlerin fiyat belirleme yaklaşımlarında ciddi değişimler olacak. Birim maliyetin hasbelkader hesaplandığı ve üzerine bir kâr oranı konularak satış fiyatının belirlendiği günler, tarihten sayfalar haline geldi.

Kurumsallaşmış sanayide malın üretimden satışa kadar tüm aşamaları birim maliyeti oluşturacak biçimde hesaplamalara dâhil edilmeye çalışılır. Ticarette ise hala babadan kalma usullerle idare ediliyor. Bir elektronik eşya satıcısı, bir ürünün kendisine giriş fatura değerini örneğin yüzde 15 oranında artırarak satışa sunuyor; böylece kâr elde ettiğini düşünüyor. Ne yazık ki, üretim ve ticaret yaparken birim maliyet hesaplamaları yapma çağına henüz ulaşamadık. Ama ekonominin eli ağırdır. Bu gerçeği tüm sanayi ve ticaret kesimleri öğrenmek zorunda kalacaktır.

Yeni gerçekler
Bu ülkede 1-2 kuşak enflasyon nesli olarak büyüdü. Neredeyse yüzde 100’ü bulan enflasyon ve yüksek faiz döneminde yaşamın kolaylıklarına alışmıştık. Şimdilerde durum çok değişti. Yeni dönemin gerçeklerini çok doğru kavrayan sanayici ve tüccarlarımız, kendi şirketlerine çeki düzen vermeye çalışıyorlar. Kurumsallaşma bir vizyon oldu. Bir de; ağır vergi, prim ve bürokrasi yüküyle kendini sanayici ve tüccara sorgusuz sualsiz taşıtmaya çalışan devlet var ki, bu kolaycılığından ve tembelliğinden kurtulacak gibi görünmüyor.
Yeni iş yapma modellerine baktığımızda değişimin hem bir çağdaş zorunluluğun, hem de çağın bir hastalığının adı olduğunu söyleyebiliriz. Çağın hastalığı diyorum çünkü kimi zaman değişimin ne, neden, nasıl olduğu anlaşılmadan bir değişim histerisine tutulan şirketler (sayıları az da olsa) olabiliyor. Bu nedenle “Değişimi sadece değişim için istiyorsanız değişimi unutun” gibi veciz cümleler sık söylenmeye başladı son günlerde.

Geleceğe ilişkin doğru bir bakışı yakalamış şirketlerde, değişimden pek az söz edilir. Çünkü söz konusu vizyoner işletmelerde değişim, zaten örgütün içsel bir fonksiyonu haline gelmiştir. Bu tür şirketlerin moda yönelimlere kapılmalarına gerek kalmaz.

Müşteri yönelimlilik
Yönetimin ciddi bir disiplin olarak ele alınmaya başlamasından sonra müşteri ilişkilerine özel bir önem verilmeye başladı. Bu nedenle müşteri ilişkileri yönetimi (MİY) kavramı, pek çok şirketin sözcük hazinesi içinde yerini aldı. Ama değişim konusunda yapılan pek çok yanlış MİY konusunda da gündeme geldi.

Siyasette insan ilişkilerinin ana noktası, yeterli sıklıkta ama kısa süreli ziyaretlerdir. Bunun uygulamalarını müşteri ilişkileri ve pazarlama konularında da görebiliriz. Bu yeni dönemde şirketlerin, müşteri ilişkileri ve pazarlama çalışmalarına başlarken hedef kitlelerini iyi belirlemeleri öneriliyor. İlişkilerin yeterli ve sağlıklı sıklıkta tutulması yanında müşteri sadakatini sağlayacak duygusallık boyutunu da içermesi öneriliyor.

Pazar
Şirketlerin pazar payı hesaplarını biliriz. Yüksek Pazar payına sahip olmak bir övünç kaynağıdır. Bu konudaki yaklaşımlarda da bazı değişimler var. Örneğin pazar payına ilişkin sayısal değerler yanında müşteri payı gibi yeni bir kavramdan söz ediliyor. Müşteri payı, örneğin bilişim ortamında izlenen müşteri veri tabanı demek. Bir anlamda müşteri sadakati oranının yükseltilmesi sağlanmaya çalışılıyor.

Sadık bir müşterinin, aynı zamanda iyi bir reklam görevlisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle nitelikli bir müşteri payına sahip olmak, pek çok başka olumlu geri dönüşlere sahip olmak biçiminde algılanıyor. Müşteri payı kavramını, yeni müşteri sahibi olmak kadar var olan müşteriyi daha verimli biçimde elde tutmak olarak da düşünebilirsiniz. “Müşteri velinimetimizdir” ifadesinin yeni söyleniş biçimi olarak kabul edebilirsiniz.

Unutmamalı
Unutulmaması gereken önemli bir gerçek var. Dünya (bizim sübjektif istek ve beklentilerimizin dışında kendi akışında) değişmeye devam ediyor. Bu değişimin ulusal, toplumsal ve bölgesel yansılarını yaşıyoruz. Değişimin, kimi zaman bizi zora soktuğu bir gerçek… Ama kalıcı ve sürdürülebilir olmaya devam edebilmek için iş motorumuzun sürekli sıcak tutulması gereği de ortada…

22 Aralık 2010 Çarşamba

Müşteri Neden Önemli?

Müşteri Neden Önemli? - 2

Gürcan Banger

Artık müşterilerini tanıyan, onun istek ve ihtiyaçlarını bilen işletmeler başarılı oluyor. Günümüzde müşteri ilişkisini tanımlayan iş kültürü kavramları; Birebir Pazarlama ve Müşteri İlişkileri Yönetimi (MİY)’dir.

Artık başarının birincil ölçütü, pazar payı ölçümü değil. Önemli olan, müşterilerinizi uzun süre elinizde tutmak ve aynı müşteriye birden fazla ürün satmaktır. Bu arada daha fazla satışın, müşterinin tatmini ve memnuniyeti ile paralel girmesi gereği de unutulmamalıdır.

Birebir pazarlama; müşteri sadakatini artırmak için müşterilerle ilişki içine girerek müşteriden daha fazla miktarda sipariş veya iş almak için tasarlanıp faaliyete geçirilen bir pazarlama stratejisidir. Burada sözü edilen müşteri kavramı, tek bir kişi veya kuruluş olabildiği gibi bir pazar katmanını veya nişi de ifade edebilir.

Birebir pazarlama; müşteriler ile her temas noktasında onların ihtiyaç ve istekleri hakkında daha fazla bilgi edinmeyi kolaylaştırır. Her müşterinin ihtiyaçları birbirinden farklı olabileceğinden, müşteriler hakkında ne kadar farklı şey öğrenilirse onlara daha farklı ve özel sunumlar yapılabilir.

Müşterinin önemli olduğuna karar verebilen firma şu soruları cevaplayabilmelidir: Firmanız son tüketici özelliğindeki müşterileri ne kadar başarılı tanımlayabiliyor? Firmanız müşterilerin sizin için değerlerine ve sizden olan ihtiyaçlarına göre ayrıştırabiliyor mu? Müşterilerinizle ne kadar başarılı etkileşim gerçekleştiriyorsunuz? Firmanız müşterilerden edindiği bilgilere ve geri beslemeye göre ürün ve hizmetlerini ne denli farklılaştırıp özelleştirebiliyor?

İngilizce teknik dilde CRM (Customer Relationship Management) olarak bilinen Müşteri İlişkileri Yönetimi (MİY) basit olarak; müşteri odaklı yapılanma, eldeki müşterileri tutma, yeni müşteriler yaratma için gerekli iş sistemlerinin kurulmasıdır.

Firmanın değerinin artmasına ve büyümesine yönelik olarak MİY’in şu tür stratejileri vardır: İşletmeyi terk etmiş olan müşterileri geri kazanma (win-back), müşteriler nezdinde sadakat kazanma (loyalty), yeni müşteri bulma (prospecting), mevcut ve potansiyel müşterilere çapraz satış yapma (cross-selling).

MİY uygulaması ile satış – pazarlama bölümleri disipline edilerek uzun dönemli müşteri yönetimi sürekliliğine kavuşur. Farklılığı yaratmak ve rekabetçi üstünlük yakalayabilmek için müşteriyi tanımayı ve birebir pazarlama yapmayı sağlar. İşletme faaliyetleri iç ihtiyaçlara göre değil, müşteri ihtiyaç ve isteklerine göre belirlenir. Bu da tüm bölümlerin verimini artırır.

Satış – pazarlama, müşteri hizmetleri ve İnternet’in en iyi şekilde birleşmesini sağlar. Geleneksel ve alternatif kanalların uygun biçimde ortaklaşa çalışmasını ve yeni iş fırsatları yaratılmasını sağlar.

Neler yapmalısınız? Firmanızda kalite güvence sistemi var mı? Firmanızın iş süreçleri müşteri merkezli mi? Teknoloji seçerken ve uygularken müşteri ihtiyaçları dikkate alınıyor mu? Firmanız çalışanlarını, müşterilere yardımcı olmak üzere teknoloji ile donatıyor mu? Firmanız müşteriler hakkında veri toplamak ve yararlanmak için bir stratejiye sahip mi? Firmanız müşteriler hakkındaki veriler ile kendi deneyimlerini müşteriler hakkında bilgi üretmek üzere ne denli birleştirebiliyor? İş ortaklarını (mal ve hizmet tedarikçilerini) nasıl seçiyor? Firmanız iş ortakları (tedarikçileri) ile müşterileri arasındaki ilişkiyi kavrıyor mu?

Firmanız müşterilerini nasıl ayrıştırıyor? Firmanız müşteri deneyimini iyileştirmek hangi adımları attı? Firmanız müşterilerin beklentilerini ölçmek ve tepki vermek için neler yapıyor? Ne ölçüde etkili oluyor? Firmanız müşteri davranışını ne ölçüde anlıyor ve bu konuda geleceği görüyor?

Firmanızda çalışanlar müşteri lehinde kararlar alma konusunda ne denli desteklenirler? Firmanız çalışanların ödüllendirilmesini müşteri merkezlilik davranışına eklemlemiş mi?

Firmanız müşterilerin kendisini ne kadar ve nasıl etkilediğini ne ölçüde anlıyor? Müşterilerinizin firma ürün ve hizmetlerinin oluşmasında ne kadar etkisi / katkısı var? Firmanız bireyselleştirilmiş pazarlama programları oluşturma konusunda ne kadar başarılı? Firmanız başka firmaların müşteri ilişkileri kurma yaklaşımları konusunda ne kadar farkındalığa sahip?

İyi Firma Ne Yapar? İyi firma piyasayı dilimlere ayırır; en iyi dilimleri seçer ve bunların her birinde güçlü bir konum geliştirir. İyi firma müşterinin ihtiyaçları, algıları, tercihleri ve davranışlarının haritasını çıkarır ve tüm iş ekibinin zihnine müşterilere hizmet ve onları tatmin etme fikrini yerleştirir. İyi firma belli başlı rakiplerini tanır, onların güçlü ve zayıf yanlarını bilir. İyi firma temel çıkar birliği içinde bulunduğu (tedarikçi, dağıtıcı, perakendeci, çalışan) kişi ve kuruluşları paydaş yaparak ödüllendirir.

İyi firma fırsatları görmek, tasnif etmek ve arasından en iyilerini seçmek için sistemler geliştirir. İyi firma uzun vadeli ve kısa vadeli derinlikli planlar üreten bir pazarlama planlaması sistemi kullanır. İyi firma ürün ve hizmet bileşimi üzerinde etkili bir denetim uygular. İyi firma maliyete en çok etki eden iletişim ve promosyon araçlarını kullanarak güçlü markalar yaratır. İyi firma çeşitli departmanları arasında takım ruhunu ve pazarlamanın liderliğini tesis eder. İyi firma sürekli olarak, kendisine piyasada rekabet üstünlüğü kazandıracak teknolojiler geliştirir.

Küresel ve ulusal planla rekabet edebilen, kalıcı bir işletme olmak kolay değil. Günümüzde öncelik açısından satış ve pazarlama, üretimin önüne geçti. Bu nedenle müşteri, çalışanlarıyla birlikte bir işletmenin en değerli varlığı… Bir firmada herkesin satış ve pazarlama yapması gerekmiyor; ama her çalışan (ve firma yönetici ve sahipleri tabii ki), birincil görevlerinin satış ve pazarlama olduğunu unutmamalı…

Müşteri Neden Önemli?

Müşteri Neden Önemli? - 1

Gürcan Banger

Ziyaret ettiğim firmalarda iki işletme fonksiyonunda sorunlar gözlüyorum: Finansman ve pazarlama… Finansmanla ilgili olarak genelde bilgilenme ve yönetim eksiklik ve hataları oluyor. Pazarlama konusunda ise ciddi anlamda boşluk var. İşletmeler örneğin üretime gösterdikleri ilgiyi ve verdikleri önemi pazarlamaya yöneltmekte başarılı görünmüyorlar. Hâlbuki bir firmanın en önemli fonksiyonu pazarlama, en değerli varlığı da müşteri olmak durumunda…

Müşteri neden önemli? Müşteriler bir firmanın en önemli varlıklarıdır. Firmanın elde edeceği başarının ana kaynağı müşteridir. Müşterinin önemini ve değerini doğru kavramayan firmaların uzun ömürlü olmadığı istatistiklerle doğrulanıyor.

Müşterilerin önemi konusunda şu noktaları hatırlamak yararlıdır: Müşteri memnuniyeti, satışın gerçek yükü taşıyan omurgasıdır. Firmalar, müşterilerine bağımlıdır. Eğer müşteri sadakati ve tatmini geliştirmezlerse, müşterilerini kaybederler. Müşteri olmadan bir firma da var olamaz. Firmanın amacı müşteri ihtiyaçlarını karşılamaktır. Müşteri, firmanın iş amaçlarının başarılmasını mümkün kılar.

Müşteri tatmini, satış sürecinin odağında yer alır. Bir tahmine göre; yeni müşteri kazanmak, eskisini elde tutmanın beş katına mal olur. Bu nedenle müşteri ile firma arasındaki ilişki çok önemlidir.

Müşteri ilişkileri kurmak, bir merdivene tırmanmaya benzer. Merdiven en üst basamağında sadık müşteriler bulunur. Dördüncüsü en yüksek olacak biçimde; merdivenin dört basamağı vardır: Sadık müşteriler, düzenli müşteriler, ara sıra gelen müşteriler, bir kerelik müşteriler…

Müşterilerin merdivenin hangi basamaklarına ulaşabileceği, firmanın müşteriye davranış biçimine bağlıdır. İyi odaklanmış satış yöntemleri ve bireysel detaylara özen gösterme, muhtemelen müşteriyi üst basamaklara tırmanma konusunda yüreklendirecektir.

Müşterileri –özellikle en iyi müşterileri– elde tutmak, edinim maliyetini azaltmayı mümkün kılar ve pozitif yatırım getirisi sağlar. Müşteriyi ne denli elinizde tutarsanız, pozitif yatırım getirisi o kadar fazla olur.

Sadık müşteriler, sizden daha fazla alışveriş etme eğilimindedirler. Onlar, sizinle zaten ilişkide olduklarından ve değer önermenizi anlamış olduklarından onlara yapılacak satış daha kolay olur. Böylece (onlar için daha az pazarlama harcaması yapacağınızdan) geliriniz ve kârınız artarken edinim maliyetiniz düşer. Sadık müşteriler, size daha yüksek bir fiyat ödemeye razıdırlar. Onlar sizin ürününüzü ve değerini anlarlar. Tekrar satın alma yapmaları için onlara taviz vermeniz (ve ekstra harcama) gerekmez. Bu durum, sadık müşterilerin kârlılığını daha da geliştirmeye yol açar.

Sadık ve düzenli müşterilerin hizmet maliyeti daha düşüktür. Onlar bilirler ki; sizin ürün ve/veya hizmetleriniz daha az destek ihtiyacı, müşteri servis çağrısı araması ve müşteri temsilcisi ziyareti gerektirir. Tüm bunlar toplam maliyetinizi azaltırken kârlılığınızı artırır.

Sadık müşteriler, sizin gerçek taraftarlarınızdır. Onlar sizin ürünleriniz konusundaki olumlu görüşlerini arkadaşlarına ve ilişkide oldukları kişilere büyük bir mutlulukla anlatırlar. Bu durum, herhangi bir edinim maliyetine ihtiyaç bırakmadan daha kazançlı müşteriler elde etmenizi sağlar.

Müşteri tatmininin önemi, ancak müşteri olmadığında işin de olmayacağını anladığınızda ortaya çıkar. Tek bir memnuniyetsiz müşteri, olumsuz etki açısından 10 tane memnun müşteriye bedeldir. Müşteriyi elde tutmaya ve müşteri destek vermeye odaklanmak, (firma büyüklüğünden bağımsız olarak) işin daha uzun ömürlü olmasını sağlar.

Bir iş ilişkisi, -tıpkı diğer ilişkiler gibi- karşılıklı ihtiyaçların giderilmesi üzerine kurulmuştur. Ne tür bir iş ilişkisi içinde olursanız olun; tüm müşterileri aynı şeyi ister. Hoş karşılanmayı ve takdir edilmeyi beklerler. Sadece para nedeniyle ilgilenildikleri duygusunu yaşamak istemezler.

Müşteri memnuniyetinin büyük bir parçası güvenilirliktir. Müşteriler size güvenebilmelidir. Teslimat açısından gecikme ve destek eksikliği yaşanmamalıdır. Eğer müşterilerinizin sizden beklediği bir davranış biçimi varsa, daima beklendiği şekilde eksiksiz yerine getirmelisiniz. Çalışanlarınız müşterilere aynı davranışı gösterecek biçimde eğitilmeleriyle müşterileriniz daima benzer deneyimi yaşayacak ve memnuniyetleri artacaktır.

Teslimatta bir sorun olması hali, müşteri memnuniyeti için kritik bir durumdur. Çift faturalama veya siparişin tam olarak ulaşmaması gibi bir durumda çalışanlar, sorunla büyük bir titizlikle ilgilenmelidir. Böyle bir durumda çalışanlar özür dileyebilmeli ve hatayı gidermeye çalışmalıdır.

Memnun olmuş müşteri, yeni müşteri kazanımının temelidir. Arkadaşlarını ve ilişkide bulundukları kişi ve kuruluşları getirirler. Unutmayınız ki; müşteri, işin odak noktasındadır. Müşterilerinizi memnun olmaları ve bu durumu çevrelerinde anlatmaları için yüreklendirin. (Devamı yarın…)

28 Eylül 2010 Salı

Müşteri Merkezli İş

Müşteri Merkezli İş

Gürcan Banger

Sıklıkla ifade ettiğim gibi; iş dünyası açısından 1970’li yılların sonları bir kırılma noktası oldu. 20’nci yüzyılın son çeyreğine kadar Dünya, üreticilerin ve satıcıların (bir başka deyişle arz edenlerin) dünyasıydı. Bu kırılma noktasından başlayarak önem sırası açısından talep, arzın önünde yer almaya başladı. Üretim teknolojilerindeki darboğazların aşılması ile piyasalar, birbirleri ile rekabet etmeye aday mal ve hizmetlerle doldu, taştı. Satmak, üretmekten daha önemli hale geldi. Kısaca; müşteri kavramı, iş dünyasının merkezine yerleşti.

1980 sonrasının ‘her an daha çok tüketim’ esaslı dünyasında başarıya temel olan faktörler de değişti. Yeni iş dünyasında başarılı olan firmalar, iş önceliklerini müşteri öncelikleri ile çakıştıranlar arasından çıktı. Müşteri önceliklerine uygun iş tasarımlarını kurabilen işletmelerin diğerleri arasında sıyrılarak başarıyı yakaladığını gözledik.

‘Müşteri merkezli iş’ kavramını doğru kavramak için, ürün değeri ve müşteri önceliği ile kast edilen unsurların neler olduğunu anlamak gerekir. Müşteri önceliği, müşterinin ortalama fiyata göre bir ek meblağ ödemeye razı olacağı (ödemeyi isteyeceği) bir ‘niteliktir’. Eğer müşteri, bu ‘niteliği’ bulamazsa üreticisini / markasını / satıcısını değiştirmeyi göze alır. Bu ‘niteliğin’ ürünün bir özelliği olması gerekmez. Bu ‘nitelik’, üründen elde edilen tatmin olabildiği gibi bazen ambalaj, bazen reklâm, kimi zaman ise ürünün yaratacağı saygınlık olabilir.

Müşterinin bir ürüne talip olması, onun değeri ile ilgilidir. Sürekli ve yoğun tüketim dünyasında bir ürün veya hizmetin değeri ise (o ürün veya hizmetin) müşteri önceliklerini karşılayabilme yeteneği ve kapasitesidir. İşte bu nedenle; bugünün iş dünyasında işletmelerin anlaması gereken önemli kavramlardan iki tanesi, ürün değeri ve müşteri öncelikleridir.

Müşteri önceliklerini karşılamak için öncelikle bunları algılayıp kavramak gerekir. Müşteri önceliklerinin gizemi ise işletmede masa başında oturarak ya da içe dönük yönetici toplantıları yapılarak çözülemez. Müşterinin önceliklerine ilişkin bilgi, piyasanın içindedir ve onu ‘orada’ yakalamak gerekir. Müşterinin öncelik, ihtiyaç ve beklentileri çarşıda, pazarda, onun işyerinde veya fabrikasında aranmalıdır.

Bu gerçeğe karşın işletmelerimizi yakından incelediğimizde; garip bir gerçekle karşılaşıyoruz. İlginç bir şekilde firmalarımızdaki üst düzey yöneticiler zamanlarının yaklaşık yüzde 70 gibi bir oranını hâlâ ‘iç dünyalarına’ yoğunlaşarak geçiriyorlar. Birim toplantıları, kırtasiye işler veya sıradan faaliyetler, iş zamanının önemli bir kısmını yiyip bitiriyor.

Yöneticilerin müşterilerle daha fazla zaman geçirmeleri veya onların nabzını elde tutmaya çalışmaları konusunda söylemem gereken bir kaç nokta var. Birincisi; müşteri çalışmasını çok sayıda piyasa araştırması içinde sayılar ve grafikler arasında kaybolmak olarak anlamamak gerekir. Bu tür araştırma raporları müşteri önceliklerini anlamak için her zaman yeterli olmaz.

İkincisi; piyasa araştırma çalışmaları, genelde geçmiş durumu (bir önceki müşteri profilini) verir. Hâlbuki önemli olan müşteri gözüyle ‘yarını’ görebilmektir. Çünkü yapılan çalışmalar, geleceğe yönelik stratejiler üzerine kurgulanacağından müşteri önceliklerinin yarınını anlamak ve saptamak önemlidir.

Bir üçüncü nokta şudur. Yöneticiler genelde iyi ve memnun müşteriler ile sohbet etmeyi severler. Hâlbuki bu, yanıltıcı bir tercihtir. Bir firmanın bilgisine ihtiyacı olan kişi ve firmalar arasında ‘zor müşterilerin’ özel bir önemi vardır. Dolayısıyla bize gelecek hakkında önemli ipucu verebilecek, piyasanın geleceğine ışık tutabilecek zor müşteriler her zaman özel değere sahiptir.

Çağın sert rekabet koşulları altında, tüketim özellikleri giderek etkileşen bir dünyada firmalar açısından başarıya giden yol, müşteri merkezli iş tasarımlarından geçiyor. Ama böyle bir kültüre ulaşmak, iş sahiplerinin veya yöneticilerin sadece iş konularına yoğunlaşarak edinilebilecekleri bir yetkinlik değil. Yeni iş tasarımları hakkında uzmanlık bilgisi ihtiyacı, firmalar için olmazsa olmaz bir noktaya ulaştı. Gelecekte ayakta kalmak ve büyümek isteyen işletmelerin bu konuya özel önem vermeleri gerekiyor.